Tatava Yapma Bas Geç

Bu gönderiyi okumak için gereken tahmini süre 5 dakikadır.

2014 yılında gerçekleşen yerel seçimlerde meşhur olmuş şu sloganı o yıllarda siyaseti takip eden herkes hatırlayacaktır: Tatava yapma bas geç! Son birkaç seçimdir iki aday etrafında toplanılan ve oyların yalnızca %5 civarının başka adaylara “kaçtığı” ve “fire” olarak değerlendirildiği siyasi atmosferin henüz kurumsallaşmadığı günlerde iktidar partisinin adayına karşı özellikle İstanbul ve Ankara’da büyükşehir belediye başkanını seçerken bu fireyi en aza indirebilmek maksadıyla sosyal medyada yaygınlaşmıştı bu slogan.

İstanbul’da bugün artık karikatürize bir figür haline gelmiş olsa da o günlerde kimilerinin icraatlarıyla kimilerinin ise yolsuzluk yapabilme yeteneği ile başarılı bir belediye başkanı olarak gördüğü Mustafa Sarıgül’ün Kadir Topbaş’a karşı, Ankara’da ise 2009’da MHP adayı olarak büyük bir yükseliş göstermiş olan Mansur Yavaş’ın Melih Gökçek’e karşı seçimi kazanmasının anahtarı tatava yapmayacak diğer parti seçmenleri olarak görülüyordu.

Elbette her ikisi de CHP adayıydı ve elbette AKP adaylarının mağlup edilebilmesi büyük bir muhalif seçmen grubu için o günlerin kızıl elmasıydı. AKP adaylarının ve özellikle Melih Gökçek ve Kadir Topbaş gibi muhalifler için hayli antipatik figürlerin sandık yoluyla devrilebilmesi kazanımı kendileri de bu isimlerden pek haz etmeyen MHP ve o günün HDP seçmenleri için yeterli görülüyordu. O yüzden çağrılar netti; yok Sarıgül’ü beğenmiyorum yok Yavaş doğru aday değil diye tatava yapmayın, oyunuzu verin geçin.

Gayet doğaldır ki; bu çağrıyı yapan insanların büyük çoğunluğu tatava yapılmaması halinde seçimi kazanacak olan adayla ideolojik veya hissi bir yakınlık kuruyor, dolayısıyla adayın kazanması halinde kendisi de kazanacağı duygusunu taşıyordu. Tatava yapmama çağrısının muhatapları ise adayın kazanması halinde somut bir kazanca sahip olmayacağını bilen, sandıktaki tercihini buna göre yapan seçmenlerden oluşuyordu. Bu seçmen belki kendisini yakın gördüğü partinin adayını da beğenmiyordu ancak çoğunlukla adayının kazanamayacağını bilse de verdiği oy ile ideolojik bir tavır göstermek gerektiğine inanıyordu.

O yıllardan bugüne, değişen herhangi bir şey olmadı. Aday gösterilen mevkilere ehil ve layık isimler gösterme konusunda başarısız olan politik aktörlerin tamamı, öteki adayın daha kötü olduğu iddia ve tespiti üzerinden aday gösterdikleri insana destek çağrılarını tatava yapmama ifadesi üzerinden olmasa da, geliştirilen itirazların tali olduğu düşüncesi üzerinden yaptılar. AKP’nin yenilmesi, Erdoğan’ın seçim kaybetmesi, belediyelerin muhalefette kalması gibi hedefler hep asli mesele olarak konuşuldu. Getirilecek hizmetler, uygulamaya konacak politikalar, Türkiye’ye veya aday olunan belediyeye dair vizyon çoğunlukla tali mesele olarak gösterildi. “Hele bir Erdoğan’ı devirelim, senin itirazlarını sonra konuşuruz, gerekirse yerine geleni ilk seçimde kolayca deviririz.” cümlesi muhalefetin adayına dair şüphe taşıyan herkesin kulağına mutlaka birkaç kez çalındı. Bu cümle aslında “Tatava yapma, bas geç!” sloganının daha kibar, muhatapı daha insan yerine koyan versiyonuydu.

Bu söylem ve tavır birçok seçimde oy oranlarını artırmış, hatta birçok belediyede seçimleri kazandırmış bir propaganda başarısına dönüşmüş oldu ve maalesef kurumsallaştı yıllar içinde. Özellikle siyasi temsil pozisyonunda bulunan insanların bulundukları makamların hakkını veremiyor olması durumunun göz ardı edilmesini sağlayan kilit bir söylem haline getirdi, bu tavır. Belirli şikayet ve memnuniyetsizliklere sahip olan insanların mevcut partilerden birisini seçme alışkanlığı da bu sonucun ortaya çıkmasını kolaylaştırdı tabii.

Beni şahsen en çok üzen yansıması ise Türk milliyetçiliği iddiasındaki partilerin tembelliklerinin, başarısızlıklarının ve kalifiye bir kadro kurmaktaki yetersizliklerinin muhasebesini yapmadan bu tavrı bir şekilde sahiplenmiş olmaları oldu. Türk milleti ve Türk milliyetçileri uzun bir süredir milli birlik ve beraberlik başta olmak üzere, Türk milletinin huzuruna kast eden iç ve dış mihraklara verilen tavizler sebebiyle burnundan solumakta iken bu öfkeyi oy hesabına yazmak isteyen politik figürlerle karşı karşıya yalnızca.

“Çözüm sürecinden, PKK’ya verilen tavizlerden rahatsızsanız bize oy ve destek verin, Türk milliyetçileri birlik olmalı, bu birlik de bizim çatımızın altında sağlanmalı.” söylem ve iddiaları kulaktan kulağa yayılıyor bu günlerde. Tuğrul Türkeş’in yaptığı “milliyetçi lig” çağrısı ve Mansur Yavaş’ın “Bütün Türk milliyetçileri birleşin ve beni cesaretlendirin ki aday olayım.” tavrı Türk milliyetçilerinin oy verebileceği başta İYİ Parti ve Zafer Partisi olmak üzere siyasi partileri iştahlandırmış durumda.

Sosyal medyada farklı farklı hesaplardan paylaşılan ve Musavat Dervişoğlu, Ümit Özdağ, Azmi Karamahmutoğlu, Hüseyin Baş, Ahmet Yılmaz, Muharrem İnce ve bu ekibin “doğal lideri” Mansur Yavaş’ın fotoğraflarının yan yana bulunduğu fotoğraf ve videoların yayılma hızına da bakılırsa samimi Türk milliyetçileri de bu ittifakın kurulmasından başka bir yol bulamamanın hüznüyle bu ihtimale sıkı sıkı sarılmış vaziyette. Çare belli, Türk milliyetçisi partiler birleşecek, Mansur Yavaş cumhurbaşkanı adayı olacak ve bir şekilde Apocularla iş tutan iki adaya karşı üçüncü yol böyle kurulacak. En ufak itirazı, şüphesi bulunanlara da “Tatava yapma bas geç” denecek. Diğer adayların Apocularla ortaklık peşinde koşuyor olması da bu ittifakı muteber etmeye yetecek. Oldu da bitti.

Güzel. Peki, yukarıda ismi yazılan isimlerin yönettiği bir Türkiye’yi hiç hayal ettiniz mi? “Birkaç sene önceye kadar türkücülük yapan, politik becerisi sınırlı ve siyaseti twitter üzerinden hamasi ve ince(!) esprili videolar paylaşmak zanneden bir insan ve partisi, muteber bir adres mi?” sorusu ne olacak? “Tayyip Erdoğan’ın oğluna koltuk bırakamaması davasını babasından bir siyasi parti ve kült bir örgüt miras kalan bir figürle kol kola yürütmek doğru mu?” şüphesi? Bu videolarda resimleri, videoları bulunan insanların bazılarının on yıllar boyunca geçimlerini nasıl sağladığına dair bir soru sormak örneğin, mafyayla ilişkileri sıkça gündeme gelen siyasi partilerle mücadele etmek üzere çıkılan bir yolda gereksiz görülebilir mi? Türk milletini din, millet, Atatürk laflarıyla uyutanları mağlup etmek için yalnızca milliyetçilik ve milli birlik kavramlarını ağzında sakız eden, başka da hiçbir şey yapmayan organizasyonlara destek vermek çıkar yol olabilir mi? Bu yukarıda ismi yazan siyasetçilerin ve yönettikleri partilerin, dış politika, ekonomi, enerji, milli güvenlik, eğitim ve sağlık başta olmak üzere politikalara dair bir yol haritası ve bu yol haritasını uygulamaya sokabilecek bir kadrosu olduğuna inanıyor muyuz?

Kimi Türk milliyetçisi aktörlerin, geniş ve ehil kadrolar kurabilmek, Türkiye’yi yönetme veya yönetemeyenlere nasıl yönetilmesi gerektiğini izah edebilme vizyonu geliştirmesini beklemek haksızlık olarak görülebilir. Bu aktörlerin hazine yardımına, maddi imkanlara sahip olmadığını, gönüllülerin ve teşkilatın fedakarlıklarına dayalı faaliyet gösterdikleri söylenebilir, doğru kabul edelim. Bu ittifakın lokomotifi olma beklenti ve talebine sahip olan İYİ Parti hakkında ne düşüneceğiz? 7 yıldır TBMM’de bulunan, her yıl on milyonlarca lira hazine yardımını bir şekilde harcayan İYİ Parti, dişe dokunur elle tutulur nasıl bir siyaset izliyor? Hangi önemli konularda hangi vizyoner çalışmaları gerçekleştirdi bugüne kadar? Genel başkan seçilmesinin üzerinden bir sene geçen Musavat Dervişoğlu, Öcalan ile yürütülen sürece karşı duruyor olması, davet edildiği birkaç organizasyonda konuşma yapmış olması ve DEM Parti Genel Başkanı ile samimi pozlar vermiş olması dışında neyle kaldı hatırınızda? En kısa yoldan soralım, herhangi bir Türk milliyetçisi ile farkı, twitter takipçi sayısı dışında ne? Yozgat’ta yaşayan bir ülkücünün attığı tweeti atsın, herhangi bir sivil toplum kuruluşunun temsilcisinin yaptığı konuşmaları yapsın diye mi bu imkânlar? Peki ya divan üyeleri, sahi birkaç genç siyasetçi dışında milletvekilliği maaşına, parti teşkilatlarına ve çeşitli birçok imkâna sahip bu siyasetçiler ne yapıyorlar? Siyaset, özellikle de Türk milliyetçilerinin dinamizme bu kadar ihtiyaç duyduğu bu günlerde, böyle mi yapılır?

Bu sorular, uzar gider. Bu soruları gereksiz gören, tatava yapmak olarak değerlendiren herkesin, en başta bu organizasyonlarla ekonomik bağlarının veya en azından hatır-gönül-dostluk ilişkilerinin olmadığından emin olmamız gerekiyor.  Önümüzdeki dönemde bir şekilde bu liderlerin gözüne girerek milletvekili listesinde kendisine yer bulmayı veya bu partilerin maddi imkânlarından faydalanarak çeşitli faturalar kesmeyi amaçlamayan herkesin ise bu kaygılar, bu sorular zihnini uzun bir süredir işgal ediyor, bence.

Milli haysiyetimize her geçen gün bir saldırının geldiği bu günlerde, bir hakikati kabul edip önümüzdeki yolu ve bu yoldaki yoldaşlarımızı buna göre değerlendirelim; Türk milliyetçiliğinin siyasi temsili, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar zayıf ve kötü durumdadır. Apocularla işbirliği yapanlara karşı bir mücadele vereceksek, bu mücadeleyi kendi başımıza vereceğiz.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir