Fenerbahçe ve Galatasaray ile Kıvandık, Ne Mutlu Türk’üm Diyene!

Bu gönderiyi okumak için gereken tahmini süre 4 dakikadır.

“…Allah ise nûrunu tamamlayacaktır, isterse kâfirler hoşlanmasınlar” (Saff Suresi 8. Ayet)

İnternette rastladığım bir kısa videoyla başlamak istiyorum. 90’lı yıllarda Azerbaycan-Ermenistan gerilimi esnasında Amerikalılar Koçaryan ve Baba Aliyev’i anladığım kadarıyla sınır hattında görüştürüyorlar. İki tarafın da konvoyu çok sade. O esnada Azerbaycan heyetinde uzun boylu gözlüklü yakışıklı bir gence kamera yaklaşıyor. Oğul İlham Aliyev olduğu anladığımız bu gencin görüntüsü birden bu yıla geçiyor ve “20 küsür yıl sonra intikamını aldı!” minvalinde bir yazıyla Karabağ zaferine atıf yapılıyor. Bu video başta biraz hoşuma gitti sonrasında derin düşüncelere daldım. Biz Türk Milliyetçileri, Turancılar, Türk Dünyası’nda efsane liderler biliriz. Kıbrıs Türklüğünün önderi merhum Rauf Denktaş, Kırım halkının yolbaşçısı Mustafa Kırımoğlu, Azerbaycan Türklüğünün efsanevi lideri Ebulfeyz Elçibey’i büyük bir saygıyla anarız. Buralara dair safımız bellidir. Azerbaycan’ın efsane lideri olarak Elçibey’i anarız, halkın lehine işler yapmadığı, refahın adil dağıtılmadığı, baskıcı uygulamaların olduğu ve giderek saltanata dönüştüğü için de Aliyev ailesine kızarız.

Yıllar yılı Karabağ için, mazlum Türkler için atan yüreğimizin ateşini bazen 15-20 kişi bir konferans salonunda, bazen fakültelerde, bazen meydanlarda haykırırdık. Muhtemelen de toplumun bir kesimi “yine ne hayaller peşinde bunlar” diyerek bizi küçümserdi. Biz inanmaya devam ettik. Çırpınırdın Karadeniz’i hep bir ağızdan söylerken hüznümüze imanımızı katar, her seferinde biraz daha inançlı olurduk. Gün geldi Azerbaycan bayrağını Karabağ’a astık, gün gelecek Türk’ün şanlı bayrağını Turan elde asacağız.

Peki bu zafer kime nasip oldu? Tabii ki başta Türk milletinin kahraman ordularına, hiç gözünü kırpmadan cepheye atılan Mehmetçiklerimize, mühendisiyle, doktoruyla, öğrencisiyle, işçisiyle tüm unsurlarıyla zafere inanmış milletimize. Fakat Azerbaycan lideri olarak da İlham Aliyev’e. Karabağ’a gitti, düşmanı söktü ve bayrağı göndere çekti. Netice olarak başımız dik, göğsümüz açık olarak mazlumlar namına acımız bir nebze de olsa hafifledi.

“…Allah nurunu tamamlayacaktır!”, Kuran-ı kerimde rabbimiz bize böyle buyuruyor. Allah’ın nurunu tamamlarken neleri vesile kılacağını yalnızca o bilir. “Hayır görünen şeyde şer, şer görünen şeyde hayır olabilir” sözünü atalarımız boşuna söylememiş. Kimin neye hizmet edeceğini, yaptığı hareketin ne gibi sonuçlar doğuracağını da Allah bilir. Biz her zaman hayırlısını isteyeceğiz.

Futbolu yakından takip edenler için birkaç aydır gündemde olan mesele, bu yazıyı yazdığım saatlerde ülkenin gündemine oturdu. Ben de birkaç satır yazarak düşüncelerimi yazıya dökmek üzere bilgisayarın başına oturdum.

Açıkçası ben bu gelişmelerden son derece memnunum. Suud zihniyetinin ne olduğunu, Suud devletini yönetenlerin neyi arzuladığını ve bize bakışlarının aslında ne olduğunu belki de hiçbir güç bu kadar güzel bir biçimde hem de Türk milletinin tamamına böyle güzel anlatamazdı. Peki buna kim vesile oldu? Suud sevicilikte bayrağı kimseye kaptırmayan, hiçbir uyarıyı dikkate almayan, spora dair hiçbir işte ehil olmayan Türk spor yönetimi. Kendilerini tebrik ederim.

Cumhuriyetimizin 100. Yılında iki büyük Türk takımının Süper Kupa finalini Türkiye’de oynanmasını istemesinden daha doğal bir şey yoktur. Maç pekala Milli Mücadele’nin ateşinin yakıldığı Samsun’da, Başkentimiz Ankara’da veya depremde büyük acılar yaşamış deprem illerimizden birinde oynanabilirdi. Fakat atanmış TFF yönetimi kafasının dikine giderek “marka değeri”, “ekonomik getiri”, “dünyaya açılma” gibi bahanelerle maçı Suudi Arabistan’da oynatmak istedi. Nihayetinde tüm tartışmalara rağmen iki takım maç için ülkeye vardılar.

Hangi egemen ülke, hele hele din kardeşi ülke aralarında görünür sorunu olmayan, dostça spor müsabakası için ülkesine gelmiş iki takımın milli marşının çalınmasından, sahaya çıkarken kurucularının barış üzerine söylediği sözlerden rahatsız olur? İşte din kardeşimiz Suudların gerçek yüzü budur. Onlar belki de bir yüzyıl önce ölüp gitmiş, emperyalist efendilerine en büyük tokadı atmış bir adamı hakir görmek istediler. Belki akıllarınca kutsallarımızı da parayla satın alabileceklerini düşündüler. Belki içimizdeki muhiplerinin telkinlerine kanıp Türk milleti eskisi gibi mağrur ve tek parça değil dediler. Ama suratlarının tam ortasına Türk’ün tokadını yediler.

Bu hadise birkaç saat içinde milletimizi birbirine kenetledi. Herkes Atatürk’ü bir kere daha hayırla yad etti. Egemenliğimizin tartışılmayacağını herkese gösterdi. Memleketin her köşesinden birlik ve beraberlik mesajları yükseldi. Milli mefahir tahkim edildi. Televizyon ekranlarında atanmış yorumcular başta karın ağrısıyla kıvransalar da bir sel gibi coşan bu Türklük şuuru karşısında dayanamayıp hemen frekans değiştirdiler.

Hem de bütün bunlar kimin vesilesiyle oldu? Suud sevici, gayrı milli ve ehil olmayan yöneticiler vesilesiyle, şimdi kendi namlarına krizlerden kriz beğensinler. Her şeylerini ayaklar altına alarak muhafaza etmeye çalıştıkları koltuklarını koruyabilmek için kaç takla atacaklarını hesaplasınlar.

Sürecin çok yeni olması hasebiyle arka planını tam bilememekle birlikte aldıkları bu kararlardan dolayı hem Fenerbahçe hem Galatasaray’ı tebrik ediyorum. Yurdumuza aynı uçakla dönmeleri sosyal hayatın her alanında kriz ve gerginliklerle karşılaşan milletimize çok anlamlı bir mesaj olacaktır. İnanıyorum ki dönüş için bindikleri uçağın tekeri yurdumuzun neresine değerse değsin yüzbinler onları coşkuyla bağrına basacaktır.

Bundan sonra memleketimizin en müstesna yerinde bu final maçı bir bayram havasında kardeşçe oynanmalıdır. Stadyumun en güzel yerine büyük bir Atatürk fotoğrafı tam yanına da Malkoçoğlu Bali Bey torunu, Medine Müdafii Çöl Kaplanı Fahreddin Paşa’nın fotoğrafı asılmalıdır, kupa onlara ithaf edilmelidir. Maçın galibi kim olursa olsun iki takıma da bu onurlu duruşlarından dolayı aynı ödül verilmelidir.

Yıllar önce okuduğum bir röportajında Osman Sınav “Allah en büyük hikaye anlatıcısı” demişti. Yaşanan hadiseler karşısında zaman zaman bu sözünü anarım. Bu hikayeden de çıkartacağımız hisse var muhakkak.

Ben şahsım adına bu gelişmeden dolayı oldukça gururlu ve umutluyum. Çünkü kimin neye vesile olacağı, hangi sivrisineğin kısacık ömründe Nemrut’un sonunu getireceği bilinmediği gibi hangi karıncanın da taşıdığı suyun İbrahim’in ateşini söndüreceği belli olmaz. Allah nurunu tamamlayacaktır, biz hep doğru yolda olmaya çabalayacağız. O sebepten eğilmeyeceğiz, bükülmeyeceğiz. Hakk’ı hak bileceğiz, iki kapı arasında hayatımızı doğru yaşayacağız, dürüst yaşayacağız, Türk yaşayacağız.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir