Kamuoyu Açıklaması: Akademisyenler Gazze’deki Potansiyel Soykırım Konusunda Uyarıyor

Bu gönderiyi okumak için gereken tahmini süre 8 dakikadır.

15 Ekim 2023’te, uluslararası hukuk, çatışma ve soykırım çalışmaları alanlarında çalışan 800’den fazla akademisyen ve hukukçu, İsrail güçleri tarafından, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere karşı gerçekleştirilebilecek olası bir soykırıma karşı uyarıda bulunan bir kamuoyu açıklaması imzalamıştır. İmzacılar arasında Holokost ve soykırım çalışmaları alanında önde gelen akademisyenlerin yanı sıra, birçok uluslararası hukuk ve TWAIL ( Third World Approaches to International Law – Uluslararası Hukuka Üçüncü Dünya Yaklaşımları) araştırmacısı da yer almaktadır.[1]

Kamuoyu Açıklaması: Akademisyenler Gazze’deki Potansiyel Soykırım Konusunda Uyarıyor

15 Ekim 2023

Uluslararası hukuk, çatışma ve soykırım çalışmaları alanında çalışan akademisyenler ve hukukçular olarak, İsrail güçleri tarafından Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere karşı soykırım suçunun işlenme olasılığı konusunda bir uyarıda bulunmak zorundayız. Bu suçun ağırlığının bilincinde olarak, mevcut durumun ciddiyetinin farkındayız ve bunu hafife almıyoruz.

Mevcut gerilimin tırmanmasından önce de Gazze Şeridi’nde var olan koşullar, 2014’teNational Lawyers Guild ve  Russell Tribunal on Palestine tarafındanve 2016’da Center for Constitutional Rights tarafından başlatılan soykırım tartışmalarına yol açmıştır. Akademisyenler yıllardır Gazze kuşatmasının “soykırımın başlangıcı” ya da “yavaşlatılmış soykırım” anlamına gelebileceği konusunda uyarıda bulunmaktadır. Sosyal medyada ırkçı ve insandışılaştırıcı dilin ve nefret söyleminin yaygınlığı; Temmuz 2014’te BM Soykırımın Önlenmesi Özel Danışmanı ve Koruma Sorumluluğu Özel Danışmanı tarafından İsrail’in koruma altındaki Filistinli nüfusa karşı davranışlarına cevaben yayınlanan bir uyarıda da belirtilmiştir.  Özel Danışmanlar, bireysel olarak İsraillilerin Filistinlileri insandışılaştırıcı mesajlar yaydıklarını ve bu grubun üyelerinin öldürülmesi çağrısında bulunduklarını kaydetmiş ve vahşet suçları işlemeye teşvikin uluslararası hukuk kapsamında yasak olduğunu yinelemişlerdir.

 Ancak İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne yönelik sürdürdüğü askeri saldırı, ölçeği ve şiddeti ve dolayısıyla Gazze nüfusu üzerindeki etkileri bakımından emsalsizdir.   Filistinli silahlı grupların 7 Ekim 2023 tarihinde İsrailli sivillere yönelik suç teşkil eden saldırıları da dâhil olmak üzere gerçekleştirdikleri saldırıların ardından Gazze Şeridi, İsrail güçleri tarafından aralıksız ve ayrım gözetmeyen bombardımana maruz bırakılmıştır.  7 Ekim ile 15 Ekim sabah 9:00 tarihleri arasında İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında 2.329 Filistinli hayatını kaybetmiş, 724’ü çocuk olmak üzere 9.042 Filistinli yaralanmış, birçok aile ve birçok mahalle yok olmuştur. İsrail Savunma Bakanı, Gazze Şeridi’nin “tamamen kuşatılması” emrini vererek yakıt, elektrik, su ve diğer temel ihtiyaçların tedarikini yasaklamıştır. Bu terminolojinin kendisi, zaten yasa dışı olan, potansiyel olarak soykırım niteliğindeki kuşatmanın,  düpedüz yıkıcı bir saldırıya dönüştüğünü göstermektedir.

12 Ekim günü geç saatlerde İsrail makamları, bunun birçok kişi için imkansız olduğunu bilse de Gazze Şehri ve Gazze Şeridi’nin kuzeyinde yaşayan 1.1 milyondan fazla Filistinlinin 24 saat içinde evlerini terk ederek Gazze’nin güneyine kaçmaları yönünde bir emir yayınlamıştır. Güneye doğru giden Filistinliler, İsrail’in, belirlenen “güvenli rota” üzerindeki hava saldırılarında, sivilleri ve ambulansları hedef alarak vurduğunu ve bu saldırılar sonucunda sığınma aramak için Güney’e doğru giden en az 70 Filistinlinin öldüğünü bildirmiştir. ICRC (Uluslararası Kızılhaç Komitesi), “tam kuşatmayla birlikte verilen tahliye emirlerinin” uluslararası insancıl hukukla bağdaşmadığını belirtmiştir. Neredeyse yarım milyon Filistinli halihazırda yerlerinden edilmiş durumdadır ve İsrail güçleri, İsrail’in kontrol etmediği tek çıkış yolu olan Refah geçişini defalarca bombalamıştır. Dünya Sağlık Örgütü, “2000’den fazla hastayı, halihazırda sağlık tesisleri maksimum kapasiteyle çalışan ve hasta sayısındaki dramatik artışı karşılayamayan güney Gazze’ye taşınmaya zorlamanın, ölüm cezasıyla eşdeğer olabileceği” yönünde bir uyarıda bulunmuştur.

Ayrıca işgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’te şiddet olaylarında, tutuklamalarda, sınır dışı edilmelerde ve Filistinli toplulukların tamamına yönelik yıkımlarda artış yaşanmaktadır. 7 Ekim’den bu yana İsrailli yerleşimciler, ordu ve polisin desteğiyle Filistinli sivillere saldırmakta yakın mesafeden onları vurmakta (Tuwani ve Kusra köylerinde belgelendiği gibi), evlerini işgal etmekte ve bölge sakinlerine saldırmaktadır.. Bazı Filistinli topluluklar evlerini terk etmek zorunda kalmış, ardından yerleşimciler gelerek mülklerini tahrip etmiştir. Ek olarak, Al-Haq, 7-15 Ekim tarihleri arasında İsrail ordusu ve yerleşimciler tarafından, Batı Şeria’da 55 Filistinlinin öldürüldüğünü ve 1.200’den fazla Filistinlinin yaralandığını belgelemiştir.

 İsrailli yetkililerin 7 Ekim 2023’ten bu yana yaptıkları açıklamalar, Gazze’deki Filistinlilere karşı işlenen cinayetlerin ve Filistinlilerin temel yaşam koşullarının kısıtlanmasının ötesinde, Gazze Şeridi’ne yönelik devam eden ve yakında gerçekleşecek İsrail saldırılarının, potansiyel olarak soykırım niyetiyle yürütüldüğüne dair işaretler olduğunu ortaya koymaktadır.  İsrailli siyasi ve askeri figürler tarafından kullanılan dilin, soykırım ve soykırıma teşvik ile ilişkili retorik ve mecazları çoğalttığı görülmektedir. Filistinlilere yönelik insandışılaştırıcı açıklamalar yaygınlaşmıştır. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, 9 Ekim’de “insani hayvanlarla savaşıyoruz ve ona göre hareket ediyoruz” demiştir.  Daha sonra İsrail’in “tam ölçekli bir karşılık” vereceğini ve İsrail güçleri üzerindeki “her türlü kısıtlamayı kaldırdığını” açıklamış ve şunları söylemiştir: “Gazze eskisi gibi olmayacak. Her şeyi ortadan kaldıracağız.” 10 Ekim’de İsrail ordusunun COGAT Başkanı Tümgeneral Ghassan Alian, doğrudan Gazze sakinlerine bir mesaj göndermiştir: “İnsani hayvanlara bu şekilde davranılmalıdır. Elektrik ve su olmayacak, sadece yıkım olacak. Cehennemi istediniz, cehennemi alacaksınız”Aynı gün İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, İsrail’in Gazze’deki bombalama kampanyasının nedensiz ve kasıtlı olarak yıkıcı doğasını kabul etmiş ve  “İsabet almanın üzerinde değil hasar vermenin üzerinde duruyoruz.” demiştir.

İsrail, 2007’den bu yana Gazze Şeridi’ni bir bütün olarak “düşman varlık” olarak tanımlamaktadır. 7 Ekim’de Başbakan Benjamin Netanyahu, Hamas savaşçılarının eylemlerinden dolayı Gazzelilerin “büyük bir bedel” ödeyeceğini söylemiştir. İsrail’in uzun süreli bir saldırı başlatacağını ve Gazze’nin yoğun nüfuslu kent merkezlerinin bazı kısımlarını “enkaza” çevireceğini ileri sürmüştür. İsrail Cumhurbaşkanı, İsrail makamlarının, militan grupların eylemlerinden Gazze’deki tüm Filistin halkını sorumlu tuttuğunu ve bu doğrultuda toplu cezalandırma ve sınırsız güç kullanımına tabi tuttuğunu vurgulamış ve “Orada sorumlu olan bütün bir ulustur. Sivillerin farkında olmadıkları, müdahil olmadıkları söylemi doğru değil. Kesinlikle doğru değil”. demiştir.  İsrail Enerji ve Altyapı Bakanı Israel Katz da şunları eklemiştir: “Gazze’deki tüm sivil halka derhal bölgeyi terk etmeleri emredildi. Biz kazanacağız. Dünyayı terk edene kadar bir damla su ya da tek bir pil bile alamayacaklar.”

İsrail kamoyundaki söylemlerde de soykırıma teşvikin kanıtları mevcuttur. Knesset üyesi Ariel Kallner’in 7 Ekim’deki “tek hedef: Nakba! [Filistinliler için felaket] 1948’deki Nakba’yı gölgede bırakacak bir Nakba” söylevi bunlardan birisidir. Bir diğeri ise; İsrail şehirlerinde “Gazze’de sıfır nüfus” ve “Gazze’nin imhası” anlamlarına gelen “zafer” çağrısında bulunan halka açık pankartlardır. Ulusal televizyonda muhabir Alon Ben David, İsrail ordusunun Gazze Şehri, Cebeliyye, Beyt Lahiya ve Beyt Hanun’u yok etme planını aktarmıştır. Bu tür açıklamalar yeni bir şey değildir ve İsrail’in Filistin halkını yok etme ve soykırım yapma niyetini ortaya koyan daha geniş söylemiyle de örtüşmektedir. Örneğin bu yılın başlarında İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Filistinlileri “iğrenç”, “tiksindirici” olarak nitelendirmiş ve Batı Şeria’daki Huwwara adlı Filistin köyünün tamamının “ortadan kaldırılması” çağrısında bulunmuştur.

 12 Ekim 2023’te bir grup BM Özel Raportörü, İsrail’in, neredeyse yarısı çocuk olmak üzere 2.3 milyondan fazla insandan oluşan ve zaten bitkin durumdaki Gazze’deki Filistin halkına yönelik ayrım gözetmeyen askeri saldırılarını kınamış ve bu insanların 16 yıldır hukuksuz bir abluka altında yaşamakta olduğunu ve halen hesabı verilmemiş beş büyük acımasız savaştan geçtiğini belirtmiştir. BM uzmanları, gıda, su, elektrik ve ilaç gibi temel ihtiyaç maddelerinin kesilmesine karşı uyarıda bulunmuş ve “Bu tür eylemler Gazze’de ciddi bir insani krize yol açacaktır, zira nüfus şu anda kaçınılmaz bir açlık riski altındadır. Kasıtlı açlık insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur”. söyleminde bulunmuştur.14 Ekim 2023’te, İşgal Altındaki Filistin Topraklarında İnsan Haklarının Durumuyla İlgili BM Özel Raportörü,  İsrail’in savaş sisi altında Filistinlilere yönelik kitlesel etnik temizlik gerçekleştirerek, 1948’deki Nakba ve 1967’deki Nakba’nın daha büyük ölçekte tekrarıına neden olmasına karşı uyarıda bulunmuştur..

Filistin halkı, Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin (Soykırım Sözleşmesi) amaçları doğrultusunda ulusal bir grup oluşturmaktadır. Gazze Şeridi’ndeki Filistinliler, Filistin ulusunun önemli bir bölümünü oluşturmakta ve Filistinli oldukları için İsrail tarafından hedef alınmaktadır.  Gazze’nin Filistinli nüfusu, İsrail güçleri ve yetkilileri tarafından (İsrail’in nüfusu fiziksel olarak yok etme niyetinin işaretlerini gösteren açıklamalarının arka planında) yaygın cinayetlere, bedensel ve zihinsel zarara ve dayanılamaz yaşam koşullarına maruz kalıyor gibi görünmektedir.

Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesi şöyle demektedir: “Bu Sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi biri, soykırım suçunu oluşturur.

  1. Gruba mensup olanların öldürülmesi;
  2. Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;
  3. Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek;
  4. Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;
  5. Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek;”

Bütün devletler, soykırımın uluslararası hukuk tarafından yasaklanmış  bir suç olduğu ilkesiyle hukuken bağlıdırlar. Uluslararası Adalet Divanı, soykırım yasağının hiçbir istisnaya izin verilmeyen kesin bir uluslararası hukuk normu olduğunu teyit etmiştir.  Sözleşme ayrıca, “Soykırım suçunu veya üçüncü maddede gösterilen fiillerden birini işleyenler, anayasaya göre yetkili yöneticiler veya kamu görevlileri veya özel kişiler de olsa cezalandırılır.” demektedir.

 Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 1. maddesi şu şekildedir:“Sözleşmeci Devletler, ister barış zamanında isterse savaş zamanında işlensin, önlemeyi ve cezalandırmayı taahhüt ettikleri soykırımın Uluslararası hukuka göre bir suç olduğunu teyit eder.”  Uluslararası Adalet Divanı da bir devletin önleme yükümlülüğünün ve buna karşılık gelen harekete geçme görevinin, devletin soykırım işleneceğine dair ciddi bir riskin varlığını öğrendiği veya normal şartlarda öğrenmiş olması gerektiği anda ortaya çıktığını belirtmektedir. Divana göre, bu andan itibaren, eğer devletin elinde, soykırım hazırlığında olduğundan şüphelenilen veya özel kast (dolus specialis) taşıdığından makul ölçüde şüphelenilen kişiler üzerinde caydırıcı bir etki yaratabilecek araçlar varsa, bu araçları koşulların elverdiği ölçüde kullanmakla yükümlüdür.

Filistinli insan hakları örgütleri, Yahudi sivil toplum grupları, Holokost ve soykırım çalışmaları akademisyenleri ve diğer birçok kişi, Gazze’deki Filistin halkına yönelik bir soykırımın yaklaşmakta olduğu konusunda uyarıda bulunmuşlardır. Biz de Gazze Şeridi’nde ciddi bir soykırım riskinin varlığını vurguluyoruz.

Aşağıda imzası bulunanlar, devletlere, soykırım suçunu önleme yönündeki hukuki görevleri doğrultusunda, soykırım eylemlerini bireysel ve toplu olarak önlemek için somut ve anlamlı adımlar atmaları konusunda acilen çağrıda bulunmaktadır. Aşağıda imzası bulunanlar, soykırım suçunu önlemeye yönelik yasal görevleri doğrultusunda, devletleri, soykırım eylemlerini bireysel ve kolektif olarak önlemek üzere somut ve anlamlı adımlar atmaya davet etmektedir.  Devletler, Filistin halkını korumalı, İsrail’in soykırımı teşvik etmesini engellemeli ve Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesinde yasaklanan davranışların işlenmesinden kaçınmasını sağlamalıdır.

Tüm devletler derhal, Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca harekete geçmeli ve Birleşmiş Milletler’in yetkili organlarını (özellikle de BM Genel Kurulu’nu) soykırım eylemlerinin önlenmesi ve bastırılması için Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca acilen eyleme geçmeye çağırmalıdır. Güvenlik Konseyi’nin iki daimi üyesinin, ABD’nin ve Birleşik Krallık’ın, İsrail’i desteklemek için Doğu Akdeniz’e askeri güç gönderdiği akılda tutulduğunda, Genel Kurul’ın bu husustaki önemi daha iyi anlaşılacaktır.

Genel Kurul’un 1982 yılında Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında Filistinli sivillere yönelik gerçekleştirilen katliamı “bir soykırım eylemi” olarak kınadığını hatırlatırız. Ayrıca, Filistin Devleti’nin, Soykırım Sözleşmesi’nin 9. maddesi uyarınca, soykırım eylemlerinin işlenmesini önlemek amacıyla Uluslararası Adalet Divanı önünde dava açma hakkına sahip olduğunu da belirtiyoruz.

 Son olarak, Soykırımı Önleme ve Koruma Sorumluluğu Ofisi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığı da dahil olmak üzere ilgili tüm BM organlarını derhal müdahale etmeye, gerekli soruşturmaları yürütmeye ve Filistin halkını soykırımdan korumak için gerekli uyarı prosedürlerini uygulamaya çağırıyoruz.

[1] Kamuoyu açıklamasını orijinal dilinde okumak ve imzacı listesine ulaşmak için ilgili bağlantıyı kullanabilirsiniz: https://twailr.com/public-statement-scholars-warn-of-potential-genocide-in-gaza/

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir