Kavramsal Mücerretten Tarihsel Somutluğa: “Union” Türklük Söylemi ve Türk Milletleşme Gerçekliği

Bu gönderiyi okumak için gereken tahmini süre 24 dakikadır.

Giriş

Sosyal bilimlerde bir kavramı yahut tarihsel fenomen teorileştirme çabası, hiç şüphesiz takdire şayan bir entelektüel cehttir. Ancak metodolojik tutarlılıktan mahrum, Batı merkezli kavramsal kalıpları Doğu siyasal pragmatizmine uyarlama amacındaki kuramsal denemeler, olgusal tarihin kırk katlı ampirik zırhına çarptığında akamete uğramaya mahkûmdur. Nitekim son dönemde Lütfi Bergen tarafından kaleme alınan “Türkçülükte Kavram Yanılgısı: Göktürk ‘Millet’ Tasavvuru ve Oğuz ‘Milliyetçiliği'” ve “Union Türklük: Millet, Milliyet ve Türkçülüğün Yeniden Anlamlandırılması…” başlıklı yazılar,[1] Türk düşünce tarihinin ve bozkır teşkilatlanma mantığının ne derece farklı bakış açıları sunulabileceğinin açık bir vesikasıdır.

Yakın zamanda yayımlanan “Oguş’tan Bodun’a Türk Milletleşme Süreci ve Azar Gat’ın Siyasi Etnisite Teorisi” başlıklı makalemde,[2] Türk sosyal birimlerinin (oguş-urug-boy-bodun) evrimini Azar Gat’ın “Siyasi Etnisite” ve “Akraba-Kültür Yakınlığı” (kin-culture affinity) teorisi ışığında ele alarak, Türklerde milletleşmenin modernite öncesi somut bir gerçeklik olduğunu ortaya koymuştuk. Ancak Lütfi Bergen’in önerdiği “Union Türklük” ve “Nation Türklük” ayrımı ile “Hanif Türk Tezi” adını verdiği tezle yüzleştiğimizde; kavramların asıllarından koparıldığı, Batı siyaset bilimi terminolojisinin bozkır etnogenezine zerk edilmeye çalışıldığı bir kavram karmaşasıyla karşılaşmaktayız. Bu inceleme yazısını, yalnızca Lütfi Bergen’in tezlerini eleştirmek amacıyla değil; Türk milletleşme sürecinin ampirik, filolojik, anayasal ve sosyolojik zeminlerde doğru değerlendirilmesine yapıcı bir katkı sunabilmek amacıyla kaleme aldım.

I. Kavramsal İllüzyon: “Union” ve “Nation” İkiliğinin Batı Siyaset Teorisindeki Karşılığı ve Bergen’in Tipolojik Yanılsaması

Lütfi Bergen’in Türk toplum yapısını, tarihsel etnogenez süreçlerini ve milliyetçilik teorisini açıklamak üzere Batı siyaset literatüründen devşirdiği “Union” ve “Nation” kavramlarını sosyo-politik bir dikotomiye (dichotomy) dönüştürmesi, takdire şayan bir kavramsallaştırma gayreti barındırsa da siyaset bilimi ve jeopolitik literatürünün temel kategorileriyle ciddi biçimde çelişmektedir. Bergen, “Nation Türklük” kavramını dar, dışlayıcı ve “boduncu/kavmiyetçi” bir yapı olarak konumlandırırken; “Union Türklük” kavramını farklı bodunları (ulusları) bünyesinde toplayan, onları kendi tikel milliyetlerinden çıkarıp daha üst bir “Millet” formuna taşıyan kapsayıcı bir şemsiye olarak düşünmektedir. Bergen bu iddiasını temellendirmek amacıyla Amerika Birleşik Devletleri (ABD) örneğine başvurmakta; ABD vatandaşlığına geçen bir Meksikalının “Meksikalılık” alt kimliğini bir “Millet aidiyeti” olmaktan çıkararak “Amerikan Milleti” (Union) üst kimliğinde birleştiğini ileri sürmektedir.

Ne var ki, Matthew Graves’in İngiliz devlet yapısının geçirdiği anayasal ve jeopolitik dönüşümü incelediği çalışması (The United Kingdom between Unitary State and Union State), Bergen’in “Union” kavramına yüklediği bu sosyolojik ve etno-politik anlamın Batı siyaset literatüründeki karşılığıyla örtüşmediğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.[3] Graves’in Stein Rokkan ve Derek Urwin’in (1982) klasikleşmiş devlet tipolojilerine dayanarak aktardığı üzere; siyaset biliminde “Union State” (Birlik Devleti) kavramı, Bergen’in iddia ettiği gibi toplulukları soyut bir “Millet” potasında eriten yahut bodunları “Türkleştiren/Siyasallaştıran” sosyo-biyolojik bir etnogenez modeli değildir. Aksine “Union State”, Üniter Devlet (Unitary State) ile Federal Devlet (Federal State) arasında konumlanan hukuki, idari ve jeopolitik bir devlet biçimidir (state form/typology).

Graves’in altını çizdiği üzere Rokkan ve Urwin, Birlik Devleti’ni (Union State) şu şekilde tanımlamaktadır:

“Birlik devleti, doğrudan doğruya hanedan fetihlerinin bir sonucu değildir. Bölgesinin en azından bir kısmının ilhakı; antlaşma, evlilik veya miras yoluyla gerçekleşen kişisel/hanedan birlikleri (personal dynastic union) sayesinde sağlanmıştır. Bütünleşme mükemmel olmaktan uzaktır. Bölgenin genelinde idari standartlaşma hâkim olmakla birlikte, kişisel birliğin neticesi olarak bazı alanlarda birlik-öncesi (pre-union) haklar ve kurumsal altyapılar varlığını sürdürür; bu da belirli bir bölgesel özerkliği korur…”

Bu jeopolitik ve anayasal tanımdan anlaşılacağı üzere, Batı siyaset literatüründe “Union” (Birlik):

  1. Graves, Robert Hazell ve Vernon Bogdanor’a atıfla “Union” yapısının Hobbesçu otoriter bir Leviathan’dan ziyade, John Locke tarzı bir “anayasal sözleşmeciliğe” (constitutional contractualism) ve “müzakere edilmiş bir uzlaşıya” (negotiated compromise) dayandığını vurgular. 1707 İngiltere-İskoçya Birlik Antlaşması (Treaty of Union) örneğinde görüldüğü gibi Birlik Devleti, İskoçya’nın hukuk sistemini, kilisesini ve eğitim kurumlarını (pre-union rights) koruyarak kurulmuş idari-siyasi bir yapıdır. Yani “Union”, tikel ulusal yapıları yok sayıp onları tek bir potada eriten mistik bir üst-kimlik değil; aksine tarihsel/bölgesel kurumların özerkliğini bir antlaşma (pact/contract) dâhilinde tanıyan idari bir çatıdır.
  2. Bergen’in ABD üzerinden verdiği Meksikalı örneği, kavramsal açıdan son derece problemlidir. ABD bir “Union State” (Birlik Devleti) değil, anayasal bir Federal Devlet’tir (Federal State). ABD’yi oluşturan elli yapı Bergen’in iddia ettiği gibi tarihsel “bodunlar/uluslar” değil, idari/siyasi eyaletlerdir (states). ABD örneğinde bir Meksikalının Amerikan vatandaşı olması, Bergen’in dile getirdiği anlamda “bodunluktan çıkıp Union Milleti olması” ile açıklanamaz. Matthew Graves’in Andrew Heywood ve Ernest Renan’ın liberal milliyetçilik tanımlarına dayanarak ifade ettiği üzere bu süreç, rasyonel ve anayasal bir Sivil Milliyetçilik (Civic Nationalism) mekanizmasıdır. Vatandaşlık (citizenship) ve anayasal sadakat temelinde gerçekleşen bu entegrasyon, bireyin tikel etnik/ulusal kökenini hukuki anlamda bir alt-kimliğe dönüştürür; fakat bu durum “Union” kavramının sihirli bir biçimde toplulukları “Millet” haline getirmesinden değil, devletin sivil/anayasal vatandaşlık tanımından kaynaklanır.
  3. Graves, New Labour (Yeni İşçi Partisi) döneminde Birleşik Krallık’ın kendisini bir “Union State” olarak yeniden tanımlama çabalarını incelerken son derece kritik bir gerçeğe işaret eder: Devlet merkezinin (Westminster) söylemsel düzeyde “Union” (konsensüs ve çeşitlilik) dilini kullanması, arka planda Üniter Devlet’in siyasi gücünü ve katı egemenlik reflekslerini (parliamentary sovereignty) korumasına engel değildir. Graves bu durumu “İşçi Partisi yürütmesinin bir yandan Birlik Devleti ethos’unu teşvik ederken diğer yandan Üniter Devlet’in kas ve reflekslerini muhafaza ettiği anayasal bir paradoks” olarak nitelendirir. Dolayısıyla jeopolitik gerçeklikte “Union”, güç odaklarından ve egemenlik merkezinden bağımsız, melekutî bir eşitlik alanı değildir.

Özetle; Sayın Bergen’in Batı literatüründen esinlenerek Türk tarihine tatbik etmeye çalıştığı “Union” kavramı, siyaset biliminde devletin bölgesel/idari örgütlenme biçimini tanımlayan somut bir devlet tipolojisidir. Bergen ise bu kurumsal/anayasal kategoriyi alarak, ona sosyolojik, hatta mistik bir “millet inşa etme” işlevi yüklemekte; “Nation” kavramını haksız bir biçimde “bodunculuk/kavmiyetçilik” ile daraltırken, “Union” kavramını da tarihsel/jeopolitik bağlamından koparmaktadır. Türk devletleşme geleneğini ve etnogenezini açıklarken son derece teknik bir devlet biçimi olan “Union State” kavramını bir üst-kimlik modeli gibi sunmak, kavramsallaştırma düzeyinde ciddi bir yöntemsel karmaşaya (misinterpretation) yol açmaktadır.

II. Bodun; Oğuz ve Göktürk Modeli, Bergen’in Tezine Neden Sığmaz?

Bergen’in tezi, Göktürklerin bir “Union (Millet)” kurduğu, Oğuzların ise buna direnerek “Nation (Boduncu/Milliyetçi)” kaldığı ve Göktürk-Oğuz çatışmasının bir “Millet-Milliyet” çatışması olduğu iddiasına dayanır. Bu iddia, Orhun Yazıtları ve Divânu Lugâti’t-Türk başta olmak üzere primary (birincil) kaynakların filolojik ve tarihsel gerçekliğiyle tamamen taban tabana zıttır.

Lütfi Bergen’in Göktürklerin tecessüm ettirdiği yapıyı Batı tarzı asimilatif bir “Union” (Milletçilik), Oğuzların duruşunu ise dar ve kabileci bir “Nation” (Boduncu/Milliyetçilik) olarak kategorize eden yaklaşımı, her şeyden önce Eski Türk devlet felsefesinin ve sosyal örgütlenmesinin odak noktasında yer alan “Bodun” kavramının filolojik, sosyolojik ve siyasi muhtevasını göz ardı etmektedir. Bergen’in dile getirikleri, Türk devletleşme geleneğinin ana sütunu olan bodun olgusunun ampirik ve tarihsel derinliği karşısında hükümsüz kalmaktadır. Eski Türk sosyo-politik hiyerarşisinde bodun, basit bir halk yığılması veya alelade bir etnik kümelenme değildir; köken olarak “vücut, beden, boy-pos” anlamlarına gelen “Bod” sözcüğünden türeyerek boylar birliğini ve siyasi irade kazanmış bir beden bütünlüğünü ifade eder. Thomsen ve Radloff gibi erken dönem Türkoloji araştırmacılarının okumasındaki ses karmaşası Talat Tekin ve çağdaş dilbilimcilerin etimolojik tespitleriyle düzeltilmiş ve doğru sesletimin “Bodun” olduğu tescillenmiştir. Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lugâti’t-Türk’te “kavim” ve “halk” olarak kaydettiği terim, temsil ettiği yüksek siyasi organizasyon ve kolektif egemenlik iradesi sebebiyle Muharrem Ergin, Ahmet Bican Ercilasun, Osman Turan, Ahmet Taşağıl ve İsmail Hami Danişmend gibi Türkologlarca/Türkiyatçılarca “millet” kavramıyla karşılanmıştır. Ziya Gök Alp’ın müstakil olduğunda “millet”, başka bir devlete tabi olduğunda “halk” şeklinde yaptığı sosyopolitik statü ayrımı ve Nihal Atsız’ın “Kara Bodun” (halk) ile “Türk Bodun” (millet) arasında kurduğu hiyerarşi de kavramın ne denli dinamik ve derin bir siyasi hafızayı barındırdığını teyit etmektedir.[4]

Türk devlet teşkilatında Bodun ile El (Devlet) kavramları István Zimonyi’nin de vurguladığı üzere birbirini tamamlayan varoluşsal bir ikili oluşturur. El, bodun üzerinde kurulan siyasi otoriteyi, nizamı ve Pax Turcica’yı temsil ederken; bodun bu otoritenin edilgen bir nesnesi değil, kurucu ve asli öznesidir. Orhun Yazıtları’nda geçen “İllig bodun ertim, ilim amtı kani?”[5] feryadı, bodunun devletsiz kalabileceğini fakat devletin (El) bodunsuz asla var olamayacağını açıkça ortaya koyar. Bahaeddin Ögel’in tespit ettiği üzere Türklerde devlet anlayışı “halkın huzuru, nizamı ve refahı” üzerine kuruludur; bu doğrultuda bodun ile Kağan arasındaki ilişki adeta kadim bir “Töre Sözleşmesi” mahiyetindedir. Kağan bodunu doyurmak, giydirmek, çoğaltmak ve adaletle yönetmekle yükümlüyken; bodun da Töre’ye uymak, kağanına sadakat göstermek ve devletin birliğini korumakla mükelleftir. İlahi menşeli bir “Kut” ile yönetilen bodun, hakimiyetin yeryüzündeki tecelligahıdır. Eğer Kağan Töre’den sapar, bodunu aç ve çıplak bırakırsa meşruiyetini kaybeder ve bodun’un dağılma yahut yeni bir “Kut” arama hakkı doğar. Ahmet Taşağıl’ın belirttiği gibi bodun, boyların bir imame etrafında dizilmesiyle oluşur ve merkezi otorite sarsılsa dahi boylar kendi iç organizasyonları sayesinde bodun bilincini muhafaza ederler.

Bodun kavramı homojen bir kitleden ziyade belirli sosyal statüleri de barındırır; nitekim yazıtlardaki “Kara Bodun” ifadesi Mehmet Vefa Nalbant ve Ahmet Karaman’ın incelediği üzere[6] bir aşağılama değil, “büyük, kalabalık, ana gövde ve avam/halk” anlamındadır. Yönetici sınıfı temsil eden “Begler” (Beyler) zümresinin karşısında yer alan geniş kitle “Kara Bodun”dur ve “Türk begler bodun” hitabı, yönetimde bir görev paylaşımı olduğunu ama kader birliğinin esas alındığını gösterir. “Türk” adı ilk kez resmi devlet adı olarak Göktürkler döneminde kullanılmış ve “Türk Bodun”, belirli bir boyun özerkliğini eritmeksizin o siyasi çatı altında toplanan, Türkçe konuşan ve Töre’ye uyan tüm boyları kapsayan bir üst-kimlik halini almıştır. Orhun Yazıtları’nda Bumin ve İstemi Kağanların insanoğlunun üzerine oturarak Türk milletinin ilini ve töresini tuttuğunun belirtilmesi, Bodun’un evrensel bir kozmoloji içinde insanoğlunun siyasi temsilcisi olarak konumlandırıldığını kanıtlar. Lütfi Bergen’in Göktürklerin bu tecessüm ettirdiği yapıyı Batılı anlamda farklı ulusları (nation) bünyesinde eriten asimilatif bir “Union” (Milletçilik) olarak okuması kavramsal ve olgusal açıdan tamamen çökmektedir. Azar Gat’ın Siyasi Etnisite kuramı ışığında bakıldığında Göktürk Bodunu; harici ve yapay bir emperyal “Union” değil, “Akraba-Kültür Yakınlığı” (kin-culture affinity) ve ortak soy/töre bilinci etrafında birleşmiş özgün bir Siyasi Etnisitedir.

Azar Gat’a göre ulus, biyolojik ve kültürel bir temelden neşet eden ve kolektif hayatta kalma arzusuyla şekillenen bir “hayatta kalma birimidir” (survival unit). [7]Biyolojik çekirdek olan ailenin (Oguş) ve sülalenin (Urug), boy (Bod) mekanizmasıyla siyasi bir bedene bürünmesi ve nihayetinde Bodun halini alması yapay bir kurgu değil; organik bir milletleşme rotasıdır. Kara Bodun’un devletin taşıyıcı kolonu olması ve Kağan’ın “aç bodunu doyurmak, çıplak bodunu giydirmek” şeklindeki sosyal yükümlülüğü, Gat’ın evrimsel milliyetçilik modelindeki lider-toplum diyalektiğinin ve “kapsayıcı uyum” (inclusive fitness) stratejisinin bozkır jeopolitiğindeki en somut tezahürüdür. Bodun, sırf etnografik bir boylar birliği değildir; Töre ve Kağanlık idaresi etrafında “zırhlanarak” siyasi bir iradeye (İl) dönüşmüş, devletsiz kalsa dahi etnogenetik sürekliliğini koruyan bir proto-ulustur. Dolayısıyla Bergen’in “Union Türklük” iddiası altında Göktürkleri Batı tarzı bir üst-birlik, Oğuzları ise buna direnen dar bir “boduncu/national” yapı olarak sunması, Bodun kavramının özündeki Töre merkezli, organik ve siyasi etnisiteye dayalı bütünlüğü ıskalamaktadır. Türk Kağanlığı’nın bünyesinde Türk olmayan pek çok bodunun varlığını sürdürmesi ve kendi özgün kimliklerini koruması, Göktürk yapısının Batılı anlamda asimilatif bir “eritme potası” olmadığını açıkça gösterir. Tarihsel süreçte siyasi gelişmelerle bazı alt birimler (uruglar veya bodlar/boylar) eriyip başka yapılara katılmış ya da silinmiş olsa bile ne Kağanlık idaresi ne de “Türk Bodun” kimin kim olduğu hususundaki soy hafızasını ve etnik hiyerarşiyi unutmamıştır. Bozkır sosyolojisinde etnik çekirdeğin teşekkülünde ve sürdürülmesinde asıl belirleyici olan, Bergen’in iddia ettiği gibi sınırları belirsiz teolojik bir “Union” mekanizması değil; Kağanlık sülalesi (Aşina/Aşide) ve bu kurucu merkez etrafında kenetlenerek büyüyen asli “Türk Bodun”un kendisidir.

Orhun Yazıtları’ndaki ampirik veriler de bu soy hafızasını ve hiyerarşik yapıyı doğrular: Bilge Kağan, Dokuz Oğuz ve Türgiş gibi soy ve kültür yakınlığı bulunan bozkır topluluklarına “bodunum” veya “Türkümüz, bodunumuz idi” diyerek kapsayıcı ve akraba odaklı bir aidiyet dili kullanırken; Kağanlık idaresi altında yaşayan Kitan, Tatabı, Sogd vb. Türk olmayan (muhtemel) toplulukları kendi etnik çekirdeğinin dışında tutmuş ve bu ayrımı titizlikle muhafaza etmiştir.

Dolayısıyla Göktürk devleti, Bergen’in dile getirdiği gibi Töre ile önüne çıkan her topluluğu asimile eden soyut ve mekanik bir “Union” değil; merkezinde Kağanlık sülalesi ile etrafında genişleyen etnik çekirdeğin yer aldığı, soy hafızasının ve kimin kim olduğunun titizlikle korunduğu, tarihin en dirençli Siyasi Etnisite örneklerinden biridir.

III. M.Ö. 15.000

Lütfi Bergen’in “Hanif Türk Tezi” başlığı altında Türk milletleşmesini M.Ö. 15.000’lere, Hz. Nuh’un oğlu Yafes’in oğlu “Türk” adlı şahsın Töre’yi toplumsallaştırmasına bağlama çabası; rasyonel bir tarih metodolojisinin ve sosyolojinin kabul edemeyeceği ölçüde mistik ve spekülatif bir zemine kaymaktadır. Bir ulusun varoluşunu ve tarihsel bilincini tahkim eden köken mitlerine (myths of origin) sahip olması, Anthony D. Smith’in etno-sembolizm kuramında da vurgulandığı üzere son derece doğal ve sosyo-kültürel açıdan anlaşılırdır.[8] Ancak 21. yüzyıl akademisinde rasyonel bir sosyolojik tezin merkezine ampirik bir hakikatmiş gibi Yafes mitini veya M.Ö. 15.000 tarihini oturtmak, bilimsel tarihçilik ile mitolojik halk anlatılarını ve pre-modern meşruiyet söylemlerini birbirine karıştırmanın hazin bir örneğidir.[9]

Bergen’in spekülatif 15.000 yıllık tarihin aksine, ampirik tarih metodolojisi, filoloji ve historiografik veriler “Türk” adının ve kimliğinin somut, tarihsel bir süreçte adım adım teşekkül ettiğini kanıtlamaktadır. Tarihsel vesikalar incelendiğinde, “Türk” etnonimi Çin kaynaklarında ilk kez 542 yılında Bumin yönetimindeki belirli bir bodun (Türk Bodun) adı olarak belirmektedir; bu tarihten önce bozkırdaki akraba toplulukları kapsayan en yaygın çatı terim ise Tiele (Töles/Tegrek) idi.[10] Bumın Kağan’ın 552’de İl Kağan unvanıyla kurduğu Göktürk Kağanlığı’nın Avrasya bozkırlarına hâkim olmasıyla birlikte “Türk” kavramı politik ve semantik bir genişlemeye uğramıştır. Çin kaynaklarında Hazar Türkleri, Çöl Türkleri (Shatuo) gibi ifadeler türemiş; Orhun Yazıtları’nda Bilge Kağan Türgişleri ve Dokuz Oğuzları “bodunum” sayarak siyasal Türklük sınırlarını genişletmiştir. Göktürklerin ardından Uygurlar, Karahanlılar ve Gazneliler döneminde de Türk adı, geniş anlamda bozkır topluluklarını kapsayan siyasal ve coğrafi bir çatı terime (genus) dönüşmüştür. Azar Gat’ın Siyasi Etnisite kuramında işaret edildiği gibi; etnisite ve milletleşme, soyut ve donmuş mistik bir atadan tek seferde neşet eden metafizik bir konu  değil; tarihsel süreçte egemen etnik çekirdek etrafında somutlaşan, siyasal ve toplumsal gelişmelerle şekillenen canlı ve ampirik bir gerçekliktir.

Pre-modern dönemde Türk boylarının ve mütefekkirlerinin soyağaçlarını Hz. Nuh’un oğlu Yafes’e dayandırması, dönemin dini ve siyasi meşruiyet arayışlarının tipik bir historiografik yansımasıdır. Nitekim Kaşgarlı Mahmud Dîvânu Lugâti’t-Türk’te Türkleri Nuh’un oğlu Türk’ün soyuna bağlayarak onlara ilahi bir misyon yüklemiş; 15. yüzyılda Mehmed Neşrî Kitab-ı Cihannüma’sında Bulcas ve Yafes şeceresini aktarmış; Timurlu hükümdarı Uluğ Bey Tört Ulus Tarihi’nde siyasi kaygılarla Türkmenlerin soyunu Yafes’in oğlu Türk’ün kardeşi Münsik’e bağlarken, Osmanlıların soyunu Çin’e dayandırmıştır. Benzer şekilde 17. yüzyıl Osmanlı din alimi Vanî Mehmet Efendi, Araisü’l Kur’an tefsirinde Tevbe Suresi 39. ayeti yorumlarken Oğuz Han’ı Hz. Zülkarneyn ve Hz. İshak ile akraba kılarak Türklere dini bir kutsallık atfetmiş ve fetihçi siyasetlere ideolojik dayanak oluşturmuştur. Tüm bu tarihsel örnekler göstermektedir ki, Yafetik şecereler ve Nuh efsaneleri Orta Çağ ve Erken Modern dönem yazarlarının kendi siyasal, dini ve ideolojik bağlamlarında başvurdukları birer historiografik meşruiyet enstrümanıdır. Bu pre-modern meşruiyet söylemlerini alıp 21. yüzyılda “Hanif Türk Tezi” adı altında nesnel bir sosyolojik ve tarihsel gerçeklik gibi sunmak son derece vahim bir metodolojik yanlışlıktır.

İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarıyla başlattığı Ceditçilik hareketi; 1905-1917 Rusya Müslümanları Kongreleri; Azerbaycan Müsavat Fırkası’nın adem-i merkeziyetçi Türkçülüğü; Türkistan’da Mustafa Çokay, Turar Rıskulov ve Zeki Velidi Togan’ın bağımsızlık mücadeleleri, Türk milletleşmesinin masal dünyasında değil, somut dil, eğitim, gazete, siyasi partiler ve coğrafi vatan mücadeleleri üzerinden şekillendiğini göstermektedir. Gerek merkeziyetçi gerekse adem-i merkeziyetçi Türkçü aydınlar, millet inşasını M.Ö. 15.000’deki soyut bir “Union” a değil; ırk, dil, kültür gibi maddelere dayandırmışlardır.

Lütfi Bergen’in Ziya Gök Alp’ın “Türkiyecilik → Oğuzculuk → Turancılık” şeklinde kademeli olarak kavramsallaştırdığı Türkçülük programını “Sünni-Müslüman Oğuz milliyetçiliği ve indirgemeciliği” olarak niteleyip başarısızlığa mahkûm etmesi de bu ampirik ve tarihsel gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Gökalp, Türk Medeniyeti Tarihi ve Türkçülüğün Esasları eserlerinde Bergen’in iddia ettiği gibi Hun, Göktürk ve Kıpçak mirasını asla göz ardı etmemiş; aksine İslam öncesi bozkır harsını, Töre’yi ve toplumsal hiyerarşiyi sosyolojik bir çözümlemeyle sistemleştirmiştir. Gök Alp’ın Oğuz ve Anadolu merkezli bir kademelendirme benimsemesi, bir “daraltma” veya “dışlama” arzusu değil; imparatorluk enkazı üzerinde yaşayan canlı toplumsallığı, dili ve coğrafyayı esas alarak rasyonel bir ulus-devlet inşa etme metodolojisidir.[11] Mütefekkirlere haksız ithamlarda bulunarak masa başında soyut ve mistik bir “Union” arayışına girmek yerine; Gök Alp’ın reel coğrafyaya, canlı hars analitiğine ve tarihsel sosyolojiye dayanan rasyonel metodolojisini kavramak akademik dürüstlüğün ve bilimsel namusun bir gereğidir.

 Sonuç

Lütfi Bergen’in “Union Türklük” ve “Hanif Türk Tezi” başlıkları altında yürüttüğü kavramsallaştırma çabası; Türk tarih felsefesine ezber bozan sorular sorması, yerleşik kalıpları zorlaması ve zengin bir entelektüel tartışma alanı açması bakımından şüphesiz kıymetli ve akademide etraflıca değerlendirilmesi gereken bir birikim sunmaktadır. Bununla birlikte Bergen’in önerdiği çerçeve, ampirik tarih araştırmaları, filolojik veriler ve sosyolojik gerçekliklerle karşılaştırıldığında metodolojik açıdan ciddi ayrışmaları beraberinde getirmektedir.

Özellikle Batı siyaset literatüründen devşirilen “Union” ve “Nation” kavramlarının teolojik birer etnogenez modeline dönüştürülmesi; Matthew Graves, Stein Rokkan ve Derek Urwin gibi araştırmacıların ortaya koyduğu idari-hukuki devlet tipolojilerinin tarihsel bağlamından koparılmasına yol açmaktadır. “Türk” adının diplomatik vesikalarda ilk kez 542’de belirmesi Türklüğün tarihsel başlangıcını 6. yüzyıla hapsetmeyeceği gibi; Bergen’in iddia ettiği teolojik “Yafetik Union” aksine, Hunlardan itibaren bozkır jeopolitiğinde egemen etnik çekirdek etrafında biçimlenen Töre merkezli konfederatif bir yapıya işaret eder. Neşrî, Uluğ Bey veya Vanî Mehmet Efendi gibi pre-modern dönemin meşruiyet enstrümanı olan Yafetik şecereleri 21. yüzyıl akademisinde nesnel hakikatmiş gibi sunmak, Anthony D. Smith’in altını çizdiği köken mitleri (myths of origin) bağlamında anlaşılabilir olsa da ampirik rasyonaliteyle çelişmektedir.

Göktürklerden günümüze “Türk” semantiğinin izlediği seyir, dondurulmuş bir teolojiyi değil; merkezdeki egemen çekirdek ile çeperdeki akraba boylar arasında dinamik bir genişleme ve daralma sürecini doğrulamaktadır. Bu doğrultuda Bergen’in 19. ve 20. yüzyıl Türk mütefekkirlerine—özellikle Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura’ya—yönelttiği “Türklüğü uluslaştırarak bozma” eleştirisi tarihsel şartları ıskalamaktadır. Gökalp’ın kademeli kültür modeli de Akçura’nın Kıpçak ve Oğuz sahasını kapsayan realist hattı da soyut bir “Union” hayali kurmak yerine; ezilen Türk halklarını somut dil birliği, eğitim ve bağımsız irade zemininde rasyonel birer modern ulus haline getirme mücadelesidir.

Günümüz anayasal ve jeopolitik realitesinde ise Türklük; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndaki kurucu “Türk Milleti” iradesi ile Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyesi bağımsız cumhuriyetlerin kendi anayasalarında tanımladığı kapsayıcı “halk” (xalq / narod / el) gerçekliklerinin dengeli bir bileşimidir. Tüm bu soydaş müstakil yapılar anayasal düzeyde birer milliyet olarak kendi egemenliklerini pekiştirirken, üst aşamada TDT çatısı altında çok katmanlı bir iş birliğini yürütmektedir.

Lütfi Bergen’in tezi, Türk düşünce dünyasında derinlikli bir tartışma başlatması yönüyle takdire şayan olmakla birlikte; “Türk Union” modeli ne Hun-Göktürk çizgisinin Siyasi Etnisite karakterini ne Gökalp ve Akçura’nın rasyonel ulus-devlet metodolojisini ne de günümüz Türk dünyasının anayasal yapısını tam olarak izah edebilmektedir. Türk milletleşme süreci; mistik değil, M.Ö. Hun çağlarından M.S. 542 Göktürk parlamasına ve günümüz bağımsız Türk cumhuriyetlerine dek somut coğrafyada, egemen etnik çekirdeğin Töre, İl ve bağımsız devlet iradesi etrafında biçimlenen canlı ve ampirik bir hakikattir.

Bu doğrultuda, oğuştan boduna ve modern milletleşme sürecine uzanan tarihsel-sosyolojik hiyerarşi çerçevesinde, Türk düşünce hayatının ve gelecekteki araştırmaların önünde duran temel sorular şu silsileyle tartışmaya açılmalıdır:

  1. Eski Türk toplumsal yapısındaki bodun (boylar birliği) kavramı, modern siyaset bilimindeki “millet” (nation) kavramının tarihsel ve sosyolojik bir muadili midir, yoksa kendine özgü bir “Siyasi Etnisite” midir? Bununla birlikte, kan, soy ve kültür birliğini ifade eden bodun yahut millet kavramları yerine, sosyolojik anlamı tarihsel süreçte dini topluluk olarak biçimlenmiş ümmet teriminin ikame edilip edilemeyeceği sorgulanmalıdır.
  2. Türkiye sahasında anayasal ve toplumsal zeminde bir “Türk Milleti” teşekkül etmiş olmakla birlikte, tüm Türk dünyasının tek bir millet adı altında toplanması henüz gerçekleşmemiş bir ideal (Kızıl Elma) mıdır? Bu durum karşısında Mehmet İzzet ve Mümtaz Turhan’ın işaret ettiği gibi “milliyet”, henüz kurumlarını ve şuurunu tamamlayamamış millet öncesi sosyolojik bir merhale midir; yoksa Sadri Maksudi ve Galip Erdem’in savunduğu üzere “millet”, tarihsel-kültürel aidiyeti temsil eden “milliyetler” (alt kollar) üstünde yükselen siyasal ve devletleşmiş üst form mudur?
  3. “Milliyet” kavramı, Batı literatüründeki pasaport ve hukuki vatandaşlık bağıyla sınırlı bir nationality midir; yoksa Türkiye Türklerinin Kırgız, Kazak, Özbek ve diğer soydaş topluluklarla kurduğu köklü tarihsel, kültürel ve hissî birlikteliğin adı mıdır?
  4. Sovyet dil politikalarının ve Rusça terim ayrımının (Tureckij / Tjurkskij) bir sonucu olarak, bazı Türk cumhuriyetlerinin kendilerini yalnızca yerel kavmi adlarıyla (Kazak, Kırgız, Özbek) tanımlaması ve “Türk” adını Türkiye’ye indirgeyerek çatı kavram olarak “Türkiy” veya “Turkic” ifadelerine yönelmesi karşısında; kapsayıcı üst kimlik olarak köklü “Türk” adı mı muhafaza edilmelidir, yoksa idealize edilmiş bir “Turan” kavramına mı başvurulmalıdır?
  5. Türkiye, Azerbaycan, Kırgızistan ve KKTC’de teşkilat adında doğrudan “Türk” kelimesinin kullanılmasına karşın; Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan’da İngilizcedeki Turkic karşılığına denk gelen “Türki” kökenli kelimelerin tercih edilmesi vakıasının, ortak gazete, dergi, alfabe ve entelektüel yayın faaliyetleri vasıtasıyla “Türk” üst kimliği zemininde nasıl aşılacağı değerlendirilmelidir.

[1] Lütfi Bergen, “Türk, Nation mu Union mudur?”, Kırmızılar, 13 Eylül 2026, https://www.kirmizilar.com/; Lütfi Bergen, “Milliyet (Nation) Kimliği ve Millet (Union) Kimliği Ayrılığı Bakımından Türklük”, Kırmızılar, 20 Eylül 2026, https://www.kirmizilar.com/; Lütfi Bergen, “Ulusal-Milliyet (Nation) Kimliği ve Milli (Union) Kimlik Üzerine”, Kırmızılar, 27 Eylül 2026, https://www.kirmizilar.com/; Lütfi Bergen, “Türk Milliyetçiliği Kendi Kimliğini İnşa Edecek Toplumsal Teveccühe Daha Yeni Mazhar Oluyor”, Kırmızılar, 21 Mayıs 2023, https://www.kirmizilar.com/; Lütfi Bergen, “Türkiye’de Milliyetçilik”, Kırmızılar, 22 Aralık 2024, https://www.kirmizilar.com/; Lütfi Bergen, “Türk Milliyetçiliğinin Paradigma Eksikliği”, Kırmızılar, 27 Şubat 2026, https://www.kirmizilar.com/; Lütfi Bergen, “Türkiye’de Milliyetçilik Ekollerinin Teorik Buhranı”, Kırmızılar, 8 Mart 2026, https://www.kirmizilar.com/; Lütfi Bergen, “Töre, Oğuzculuk ve BütünTürklük: Bir Paradigma Kritiği”, Kırmızılar, 31 Mart 2026, https://www.kirmizilar.com/; Lütfi Bergen, “Bodundan Millete: Töresel-Antropolojik Bir Türklük Teorisi”, Kırmızılar, 19 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/; Lütfi Bergen, “Bütün Türklüğün Ötüken Ruhu – Heterarşik Yazılar (2025)”, Kırmızılar, 16 Ağustos 2026, https://www.kirmizilar.com/; Lütfi Bergen, “Türkçülükte Kavram Yanılgısı: Göktürk ‘Millet’ Tasavvuru Ve Oğuz ‘Milliyetçiliği'”, Dibace, 27 Eylül 2026, https://www.dibace.net/; Lütfi Bergen, “Union Türklük: Millet, Milliyet ve Türkçülüğün Yeniden Anlamlandırılması…”, Dibace, 20 Eylül 2026, https://www.dibace.net/.

[2] Yılmaz, E. (2026). Oguş’tan Bodun’a Türk Milletleşme Süreci ve Azar Gat’ın Siyasi Etnisite Teorisi. Avrasya Beşeri Bilim Araştırmaları Dergisi, 1, 1-25.

[3] Matthew Graves, “The United Kingdom between Unitary State and Union State: A Geopolitical Analysis,” 179-190. Graves bu çalışmasında, Stein Rokkan ve Derek Urwin’in (1982) klasikleşmiş devlet tipolojilerine dayanarak “Union State” (Birlik Devleti) kavramının sosyo-biyolojik veya teolojik bir “millet inşa etme” ve toplulukları üst bir potada eritme mekanizması olmadığını; aksine Üniter Devlet (Unitary State) ile Federal Devlet (Federal State) arasında konumlanan idari, hukuki ve anayasal bir devlet biçimi (state typology) olduğunu ortaya koyar. 1707 İngiltere-İskoçya Birlik Antlaşması (Treaty of Union) örneğinde görüldüğü üzere Birlik Devleti, hanedan evlilikleri, miras veya antlaşmalar yoluyla tecessüm eden; katılan tarafların birlik-öncesi (pre-union) kurumsal haklarını, hukuk sistemlerini ve bölgesel özerkliklerini koruyan müzakere edilmiş bir uzlaşıya (negotiated compromise / pact) dayanır. Ana metnin kavramsal akışını bölmemek ve metin içinin aşırı atıf yoğunluğuyla ağırlaşmasını önlemek amacıyla, Birlik Devleti tipolojisini, bölgesel özerkliği ve anayasal güç aktarımını benzer tezlerle ele alan paralel literatür burada topluca zikredilmiştir: Bkz. Stein Rokkan ve Derek Urwin, “Centre and Peripheries in Western Europe,” The Politics of Territorial Identity: Studies in European Regionalism içinde, ed. Stein Rokkan ve Derek Urwin (London: Sage, 1982), 1-17; Vernon Bogdanor, Devolution in the United Kingdom (Oxford: Oxford University Press, 1999), 14-15; Robert Hazell, Constitutional Futures (Oxford: Oxford University Press, 2000), 231; James Mitchell, “New Labour and Devolution: From Unitary State to Union State,” Regional Studies 30, no. 6 (1996): 564-572; Gerry Hassan, ed., A Guide to the Scottish Parliament (Edinburgh: TSO, 1999), 146. Tüm bu paralel çalışmalar, Batı siyaset bilimi ve jeopolitiğinde “Union” kavramının tikel etnik/ulusal kimlikleri yok sayıp onları eriten mistik bir üst-millet modeli değil; bölgesel özerklikleri anayasal bir antlaşma çatısı altında tanıyan esnek bir idari-politik devlet yapılanması olduğunu doğrulamaktadır.

[4] Bodun kavramının etimolojisi, doğru sesletimi (“Bodun”), siyasi-hukuki muhtevası, El (Devlet) ile kurduğu diyalektik ilişki ve Türkologlar arasındaki tanım tartışmaları için topluca bkz. Orhun Yazıtları’nın çeviri ve aktarımlarında araştırmacılar ile aydınların bir kısmı bodun kelimesini “halk”, bir kısmı ise temsil ettiği siyasi irade ve organizasyon seviyesi sebebiyle “millet” olarak çevirmiştir. Ancak kavram, Lütfi Bergen’in çalışmalarında tarihsel ve filolojik bağlamından oldukça farklı bir çerçevede ele alınmıştır. Yazıtlardaki ampirik gerçeklik incelendiğinde; “Türk Bodun” Kağanlığın kendi asli halkını ve egemen etnik çekirdeğini, “Kara Bodun” ise genel avamı ve tabi olan kitleleri ifade etmektedir. Nitekim Kağanlık idaresi, soy ve kültür yakınlığı bulunan toplulukları (Dokuz Oğuz, Türgiş vb.) “benim bodunum” diyerek öz etnik çekirdekle bir tutarken; Türk olmayan ya da dışarıda kalan toplulukları ise doğrudan kendi adlarıyla (Kitan, Tatabı  vb.) ayrı birer bodun olarak saymış ve etnik/siyasi sınırları titizlikle korumuştur. Konuya dair ayrıntılı analizler ve kaynaklar için bkz. István Zimonyi, “Türk Devlet Teşkilatı olarak Erken Orta Çağda Bodun ile El Kavramı,” çev. M. A. Korkmaz, Dil ve Edebiyat Araştırmaları 24 (2021): 481-507; Bahaeddin Ögel, Türklerde Devlet Anlayışı: Kutadgu Bilig Re-organizasyonu, haz. Y. K. Taştan (İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2016), 132-133; Ahmet Taşağıl, Eski Türk Tarihi: Türklerin Kökeni, Yönetimleri ve Çin ile İlişkileri (İstanbul: Kronik Kitap, 2025), 42-51; Ahmet Karaman, “Budun mu Bodun mu Yoksa Bodan mı?”, RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı Ö11 (2022a): 180-199; Ahmet Karaman, “Eski Türk Yazıtlarının Tanıklığında Kara Bodun İfadesi Üzerine Düşünceler,” Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Dergisi 7, no. 1 (2022b): 14-39; Talat Tekin, Orhon Yazıtları: Kül Tiğin, Bilge Kağan, Tunyukuk (Ankara: Bilgesu Yayıncılık, 2017); Muharrem Ergin, Orhun Abideleri (İstanbul: Hisar Yayınları, 2003); Ahmet Bican Ercilasun, Türk Kağanlığı ve Türk Bengü Taşları (İstanbul: Dergâh Yayınları, 2016); Osman Turan, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi (İstanbul: Nakışlar Yayınevi, 1978); İsmail Hami Danişmend, Türklük Meseleleri (İstanbul: Doğu Kütüphanesi, 2006); M. Fuad Köprülü, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu (İstanbul: Alfa Yayınları, 2022); Salim Koca, Türk Kültürünün Temelleri (Ankara: Berikan Yayınevi, 2016); Leon Cahun, Asya Tarihine Giriş: Türkler ve Moğollar, çev. S. İ. Kaya (Ankara: Altınordu Yayınları, 2020); Ziya Gökalp, Türk Medeniyeti Tarihi (İstanbul: Matbaa-i Amire, 1922); Nihal Atsız, Türk Edebiyatı Tarihi (İstanbul: Aylı Kurt Yayınları, 1943); Ali Donuk, “Eski Türklerde Hükümdarın Vazifeleri ve Vasıfları,” Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı 17 (1982): 103-152; Adem Aydemir, “Kül Tigin Yazıtı’ndaki ‘er at’ Sözcüğü,” Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Sayı 33 (2012): 63-85; Mehmet Akif Ayvaz ve Zühre Ayvaz, “Orhon Yazıtları’nda Milliyetçi Söylemin Eleştirel Söylem Analizi ile İncelenmesi,” Dil Araştırmaları 17, no. 33 (2023): 215-238; Tuba Tursun, “Orhun Yazıtlarındaki Türk Sözcüğü Üzerine Fonetik, Morfolojik ve Semantik Açıdan Bir İnceleme” (Yüksek lisans tezi, Pamukkale Üniversitesi, 2016); Kaşgarlı Mahmud, Dîvânu Lugâti’t-Türk: Giriş-Metin-Çeviri-Notlar-Dizin, çev. A. B. Ercilasun ve Z. Akkoyunlu (Ankara: TDK Yayınları, 2014); Osman Fikri Sertkaya, “Göktürk Tarihinin Meseleleri: Bilge Tonyukuk’un Abidelerinin Tarihlendirilmesi Üzerine,” Journal of Turkish Language and Literature 24 (2012): 347-362.

[5] Kül Tigin Yazıtı, Doğu Yüzü, 9. Satır (KT D 9)

[6] Kara Bodun” tamlamasının sosyo-politik tabakalaşmadaki yeri, anlamsal çerçevesi ve bir aşağılama yahut ikincil etnik statü değil; “avam, genel halk kütlesi, ana gövde, kalabalık” manasında kullanıldığına dair filolojik ve bağlamsal analizler için bkz. Mehmet Vefa Nalbant, “Kara (kamag) bodun İfadesinin Eşdizimlilik Bakımından Bağlam Analizi,” Uluslararası Bilge Tonyukuk Sempozyumu Bildiri Kitabı içinde (Ankara, 2020), 215; Ahmet Karaman, “Eski Türk Yazıtlarının Tanıklığında Kara Bodun İfadesi Üzerine Düşünceler,” Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Dergisi 7, no. 1 (2022b): 14-39.

[7] Azar Gat’ın ulusu biyolojik-kültürel evrim sürecinde akrabalık seçilimi (kin selection), kapsayıcı uyum (inclusive fitness) ve kolektif varlığını sürdürme refleksi etrafında şekillenen bir “hayatta kalma birimi” (survival unit) olarak tanımladığı “Siyasi Etnisite” kuramı, kavramsal açılımları ve metinsel dayanakları için bkz. Azar Gat ve Alexander Yakobson, Nations: The Long History and Deep Roots of Political Ethnicity and Nationalism (Cambridge: Cambridge University Press, 2012/2013), 20-35, 383-402; Azar Gat, Uluslar: Siyasi Etnisite ve Milliyetçiliğin Uzun Tarihi ve Derin Kökenleri, çev. Cahit Atila (İstanbul: Bilge Kültür Sanat, 2019), 45-68; Azar Gat, “Premodern Nations, National Identities, National Sentiments and National Solidarity,” Early Modern Nationalism and Europe içinde (2016), 15-28; John Hutchinson, Chris Wickham, Bo Stråth ve Azar Gat, “Debate on Azar Gat’s Nations: The Long History and Deep Roots of Political Ethnicity and Nationalism,” Nations and Nationalism 21, no. 3 (2015): 383-402.

[8] Bir ulusun varoluşunu ve tarihsel bilincini tahkim eden köken mitlerine (myths of origin) sahip olması, Anthony D. Smith’in etno-sembolizm kuramında da vurgulandığı üzere son derece doğal ve sosyo-kültürel açıdan anlaşılırdır.¹ Etno-sembolist milliyetçilik yaklaşımı, modern milletlerin oluşumunu tarihsel süreklilik, kültürel miras ve kolektif hafıza üzerinden açıklayarak; millî kimliği tamamen modern döneme özgü yapay bir siyasal inşa olarak gören modernist tezlerin sınırlılıklarını aşmaktadır.² Smith’e göre millî kimlik sıfırdan icat edilmez; aksine etnik toplulukların (ethnie) tarihsel tecrübelerinde, kutsal mekânlarında ve ortak anlatılarında yer eden kültürel materyalin yeniden canlandırılması ve dönüştürülmesiyle biçimlenir.³ Bu çerçevede millî kimliğin sürekliliği ve duygusal derinliği; ortak bir isme, kurucu mitlere, tarihsel anılara, kolektif kültüre ve vatan toprağına aidiyet hissiyatına sahip insani temel olan etnik çekirdek (ethnie);⁴ geçmişteki görkemli dönemleri tasvir eden altın çağ anlatıları (golden age myth)⁵ ve feda edilen kahramanlarla şehitlerin hikâyeleri üzerinden ahlaki bir derinlik sunan kurban mitleri (myths of sacrifice)⁶ ile topluluğun tarihsel deneyimlerini anlamlandıran kolektif hafıza; soyut mitleri somutlaştırarak gündelik yaşamda kimliği sürekli yeniden üreten bayraklar, anıtlar, marşlar, törenler ve mimari yapılar gibi semboller ve gelenekler;⁷ ve nihayet millî bilincin yoğunlaştığı, anıtlar, şehitlikler ve savaş alanları gibi fiziksel coğrafya ile kültürel hafıza arasındaki sınırları kaldırarak tarihsel trajedilerin ve kırılma anlarının yeniden üretildiği kutsal merkezler (sacred centers) ile hafıza mekânları⁸ şeklinde tecelli eden dört temel sütun üzerinde yükselmektedir. ¹ Anthony D. Smith, The Ethnic Origins of Nations (Oxford: Blackwell, 1986), 22-25; Anthony D. Smith, Myths and Memories of the Nation (Oxford: Oxford University Press, 1999), 64-69. ² John A. Armstrong, Nations before Nationalism (Chapel Hill: University of North Carolina Press, 1982), 6-7; Anthony D. Smith, “Nationalism: A Trend Report and Annotated Bibliography,” Current Sociology 21, no. 3 (1973): 10. ³ Anthony D. Smith, “The ‘Golden Age’ and National Renewal,” Myths and Nationhood içinde, ed. Geoffrey Hosking ve George Schöpflin (London: Routledge, 1997), 59-60; Daniel Bell, “Ethnicity and Social Change,” Ethnicity: Theory and Experience içinde, ed. Nathan Glazer ve Daniel P. Moynihan (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1975), 170; Anthony D. Smith, Seçilmiş Halklar: Kutsal Milliyetçilik Kökenleri, çev. Aysel Küçük (İstanbul: Alfa Yayınları, 2018), 228-232. ⁴ Smith, Seçilmiş Halklar, 228-232. ⁵ Smith, Myths and Memories of the Nation, 64-70. ⁶ Smith, The Ethnic Origins of Nations, 15. ⁷ Smith, Seçilmiş Halklar, 38-39; Köksal Şahin, Küreselleşme Tartışmaları Işığında Ulus Devlet (İstanbul: Yeniyüzyıl Yayınları, 2009), 157; Anne-Marie Thiessé, Ulusal Kimliklerin İnşası: XVIII. Yüzyıldan XX. Yüzyıla Avrupa, çev. Saadet Sezer (İstanbul: Babil Kitap Yayınları, 2021), 166. ⁸ Smith, The Ethnic Origins of Nations, 22-23; Danielle Drozdzewski, Sarah De Nardi ve Emma Waterton, “Geographies of Memory, Place and Identity: Intersections in Remembering War and Conflict,” Geography Compass 10, no. 11 (2016): 447-456; Ritu Dandotiya ve Ankit Aggarwal, “An Examination of Tourists’ National Identity, Place Attachment and Loyalty at a Dark Tourist Destination,” Kybernetes 52, no. 12 (2022): 6063-6077.

[9] Pre-modern dönemde Nuh’un oğlu Yafes şeceresi ve soy kütükleri üzerinden inşa edilen mitolojik köken anlatıları, İslam kaynaklarında Türk imgesinin teşekkülü ve bunların mukayeseli analizleri için bkz. Neslihan Karakuş, Kerim Gedik ve Gamze Hotaman, “Yafes’in Oğulları ve Yüzüklerin Efendisi: Mitolojik ve Tematik Bir Karşılaştırma,” Motif Akademi Halkbilimi Dergisi 18, no. 51 (2025): 1528-1552, https://doi.org/10.12981/mahder.1601832; Sinan Kurt, “İslam Kaynaklarına Göre XIV. Yüzyıla Kadar Türkler,” Bayterek Uluslararası Akademik Araştırmalar Dergisi 1, no. 1 (2018): 77-93, https://izlik.org/JA32XA29LY.

[10] Türk adının kökeni, anlamı ve tarihsel teşekkülü hakkında yürütülen geniş çaplı tartışmalar için özetle şu araştırmacıların temel eserlerine bakılabilir: Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Hami Danişmend, Abdülkadir İnan, Osman Turan, İbrahim Kafesoğlu, Abdülkadir Yuvalı ve Hayrettin İhsan Erkoç vd..

[11] Gökalp’ın kademeli (Türkiyecilik → Oğuzculuk → Turancılık) entegrasyon modelinin metodolojik haklılığı ve rasyonelliği günümüz sosyo-politik gerçekliklerinde de açıkça görülmektedir. Nitekim günümüzde Türk dünyası entegrasyonunda ilk merhale, Türkiye’nin kendi bünyesinde millî birliğini sağlaması; ardından dil ve kültür bakımından en yakın halkanı teşkil eden Oğuz sahasında (Azerbaycan ile Suriye, Irak ve İran’daki Oğuz/Türkmen varlığı) organik bir kültürel birlikteliğin tahkim edilmesidir. Benzer bir kademeli süreç Türkistan sahasında da geçerlidir; Kazak ve Kırgızların öncelikle kendi devlet yapılarında millî konsolidasyonu sağlayıp “Türkistanlılık” yahut tarihsel “Alaş” mirası etrafında bölgesel bir kimlik inşa etmeleri Turan anlayışının zorunlu ön aşamasını oluşturmaktadır. Nihai merhale olan “Turan” ise günümüzde yalnızca ütopik veya tek tipli bir siyasal birleşmeyi değil; Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) çatısı altındaki çok taraflı kurumsal iş birliklerini, ortak gazete, dergi ve yayıncılık faaliyetlerini, hatta sosyal medya ağları ve dijital mecralar vasıtasıyla yürütülen dinamik, işlevsel ve çok katmanlı kültürel/entelektüel etkileşimleri ifade etmektedir.

Sonnot: Görsel https://turkbenlik.com/mitoloji/umay-ana-ve-turk-kulturunde-koruyucu-ana-ruh-inanci/ adresinden alınmıştır.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir