Sumud Filosu

Bu gönderiyi okumak için gereken tahmini süre 4 dakikadır.

Dostlar ki bir kere bile selamlaşmadık

aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz

Nazım Hikmet

Küresel Sumud Filosu’nun yolculuğunu beraber izledik. Kimileri en güçlü ve modern silahlarla donatılmış bir ordu karşısında sivil gemilerin hiçbir şey yapamayacağını düşünüyor kimileri de umutla bekliyordu. İsrail iltisaklı olduğu tahmin edilebilecek medyacılar ve sosyal medya hesapları her ne kadar önemsizleştirmeye çalışsa da Gazze karasularına varan Yunan bayraklı Türk kaptanlı gemi Mikeno ve Sumud Filosu büyük bir iş başardı. Toz kondurulmayan güvenlik sistemlerini yeterince zorlarsak aşmanın mümkün olduğunu göstermesi ilk noktamız. Bunun yanı sıra tamamen insani yardım taşıyan gemilere el koyup onların varışını engelleyen İsrail’in Hamas’ın kendi halkını aç bıraktığı iddiası ve insani yardım yüklü teknelerden oluşan bir filoyu Hamas olarak adlandırması da sözde barış tekliflerinin gerçek yüzünü gösterdi. Bu vesileyle ablukayı yarmaya yönelik filoların kısa tarihinden bahsedelim ve ardından Sumud’un tazelediği umudu analım.

2007’de Gazze’de Hamas’ın seçimleri kazanmasından sonra başlayan ablukaya karşı denizden aşma faaliyetleri de başladı. İlk filo “Free Gaza” ve “Liberty” adlı iki tekneyle Ağustos 2008’de Gazze’ye varabildi. Ekim ayında da benzer şekilde “Dignity”nin seferi başarılı oldu. Aralık 2008’de yola çıkan “Dignity” ise İsrail sahil güvenliğince engellendi ve ilerleyemedi, Ocak 2009’da yol çıkan “Spirit Humanity” ise tehditler karşısında dönmek zorunda kaldı.

Mavi Marmara’dan bu yana Gazze’ye uygulanan ablukayı kırmak mümkün olmadı ve hatta kanlı olay aşılmazlık düşüncesini perçinledi. Bu filo 31 Mayıs 2010’da Gazze Özgürlük Filosu yola çıkmış, bu filo Mavi Marmara gemisinin baskınında öldürülen biri ABD uyruklu 10 Türk ile hafızalara kazınmıştı.

2011 ve 2018 arasında engellenenen bir dizi insani yardım faaliyeti şöyle: 2011’de başlayan 2. Özgülük Filosu Yunanistan’dan hareket edecekti ancak baskılar neticesinde engellendi. 3. Özgürlük Filosu ise 10 Mayıs 2015’te İsveç’ten uğurlandı. 25 Haziran’da Atina’dan ablukayı kırmak amacıyla hareket etti ve 29 Haziran Marianne Gemisi İsrailli korsanlar tarafından Aşdod limanına çekildi. Ekim 2016’da “Gazze’ye Kadın Gemisi” adıyla harekete geçen gemini de engellendi. 2018 Filistin için Adil Gelecek Filosu’nun iki gemisinin de akıbeti aynı oldu.

2025’te ilk önce Madleen ablukayı yarmaya çalıştı ancak yine korsanlar tarafından el konuldu ve eylemciler sınır dışı edildi. Aralarında Greta Thunberg, Rima Hassan gibi medyatik bilinirliği daha yüksek kişilerin de bulunduğu 12 kişilik mürettebatıyle, kendinden önceki tüm tekne ve gemiler gibi insani yardım yüklüydü ancak İsrail tarafından engellendi. Kısa bir süre sonra yola çıkan Hanzala’nın da kaderi aynı oldu.

Sumud ise yaklaşık 50 gemisiyle ulaşılabilen en uzak/en yakın mesafeye ulaştı. Artık Gazze karasularına ulaşılabilmiş olması büyük bir umut kaynağı. Daha büyük bir vicdan hareketinin neler başarabileceğini gösteriyor. Son durumda 47 ülkeden en az 443 gönüllünün kaçırıldığını biliyoruz.

Sumud Gazze karasularına ulaşarak ablukayı yarmış, sivil yardım taşıyan gemileri terörist ilan edip gece operasyonlarıyla oldu bittiye getirmeye çalışan işgalci İsrail  rejiminin foyasını ortaya dökmüş, dünya’nın gözünü Filistin’e çevirmesini sağlamıştır. Tamamen sivil, vicdanlı ve şereli insanların çabasıyla bir şeylerin mümkün olduğu göstermesi başlı başına harikadır. En önemlisi insanın insana inancını tazelemiş, yaşananlar karşısında yalnız ve çaresiz olmadığımızı göstermiştir.

Manipülasyonlar, bürokrasiler ve uluslararası sermaye tarafından kuklalaştırılmış siyasetçileriyle birçok devlet dolaylı ya da doğrudan (ve kendi halklarının iradelerine karşı) bu katliama ortak oluyor. Öte yandan sokaklar soykırım karşıtı göstericilerle dolup taşıyor, birçok ülkede limanlar, tren yolları ve fabrikalar soykırımcılara karşı grevlere sahne oluyor.

7 Ekim’den bu yana son aşamasını izlediğimiz soykırım “Batılı” değerlerin “batılılarca” nasıl da yok edilebildiğini gösteriyor. Elimize tutuşturulan ve itaat etmemiz gereken değerler reçetesinin bir başka tahakküm aracından ibaret olduğu görülebiliyor. Evet, bizler liberal demokrasiler çağında, 2.Dünya Savaşı sonrası BM düzeninde yaşadık ve içine doğduğumuz dünyayı bir hakikat, doğal durum, olması gereken ve kendiliğinden olan şey zannettik. Savaşlar, olmaz, olursa büyümez, engellenir zannediyorduk. Bazı katliamlar mümkün olmaz, başlarsa durdurulur gibi geliyordu.

Bireysel yaşantımızda da kendine yeterince inanan herkesin her şeyi başarabileceği, müthiş bir özgürlük ve bireycilik işleyen, her Hollywood yapımında olduğu gibi mutlu sonla bitecek bir Amerikan filmindeydik ancak birden ışıklar söndü ve sette olduğumuzu anladık. Algoritmalarla manipüle edilen, iş ve ev arasında giderek yalnızlaşan çağdaş insanlar yani bizler böyle büyük katliamlar ve tahakküm mekanizmaları karşısında ne yapacağını bilemez, korkak ve yorgun hissetmeye başladık. Ancak böylesi cinayetler karşısında insan olanın üzülmemesi, bir şeyler yapmak istememesi mümkün mü? İşte Sumud ve anılan filolar bu insanlık vecibesinin bir yansıması. Sadece kurulmaya çalışılmaları bile anlamlı olan bu filolar hareket ediyor. Engelleniyor. Tekrar hazırlanıp tekrar yola koyuluyor. İnsanlık en az onu yok etmeye kararlı olanlar kadar kararlı bir şekilde yine ve yeniden yola koyuluyor. Misal, ben bu satırları yazarken Sumud’un tek gemisi dışında hepsi gasp edildi ve ikinci dalga yola çıktığını açıkladı.

Böylesine kararlı ve sürekli işler yapıp insanca bir hayat için gayret etmeliyiz zira onurlu bir hayat talep etmezsek giderek köpekleşecek ve yenileceğiz. İşte onun için filmlerden, sosyal medyadan, nutuklardan ve diğer tüm sahteliklerden uzak, insanlarla temas kurup dayanışmayı ve birlikte hareket etmeyi öğrenmeli, gerçek insanlarla gerçek temaslar kurmalı, birbirimize tahammül etmeyi öğrenmeliyiz. Aksi taktirde dopamin reseptörleri mahvolmuş, tüketim bağımlısı ve yalnız bireyler olarak, tam da sistemin istediği zombilere dönüşeceğiz. Gazze’de bir başka halk üzerinde denenen tahakküm her şirket ve devlette irili ufaklı denenirken zombileşmemenin, kendimizi korumanın tek yolu yeniden insan olabilmek. Onurumuz olduğunu iddia edip onu korumaya çalışmak…

Eskilerin dediği gibi “bayram değil seyran değil eniştem beni nite öptü?” diye sormayı adet edinip makul bir şüphecilikle mevcut dünya düzeniyle aramıza mesafe koyarak başlamak şart. Böylece az önce bahsedilen ilüzyon ve anlatılara kapılmayacağız. Biz gibilerle, sıradan insanlarla kendi bedenimiz ve hayatlarımız üzerinde hak iddia edebilmek için bir araya geleceğiz.

Ablukanın başladığı 2007’den beri irili ufaklı gemilerle insanlık için sefere çıkan kardeşlerimiz gibi; ismiyle müsemma Sumud gibi; kararlı, cüretkar ve onurlu mücadeleler için teşkilatlanmalıyız. İki temel soruyla harekete geçer ve hayatı yaşamaya başlarsak bence başarılı olacağız. Hayat anlatıldığından çok yaşanması gereken bir şeydir. Sorularımız:

1) Biz kimiz ve ne yapabiliriz?

2) Biz, bizim gibi dernek/topluluk/gruplarla nasıl bir araya gelebiliriz?

Daha önce uluslararası sularda gemi basıp sivilleri öldürmüş ve on binlerce sivili öldüren ve katliamlara devam eden bir orduya karşı harekete geçen filoya ve katılımcılarına saygı, sevgi ve mahcubiyetle….

Mehmed’im, sevinin, başlar yüksekte!

Ölsek de sevinin, eve dönsek de!

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

     Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!

     Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

Necip Fazıl

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir