İliklenecek İlk Düğme

Bu gönderiyi okumak için gereken tahmini süre 2 dakikadır.

Doğar, büyür ve ölürüz. Arada da bir şeyler yaparız. Birbirimizden çok farklı süreçlerden geçsek, apayrı tecrübeler edinsek, çeşit çeşit fikirler savunsak da; hepimizin hayatının özeti budur.

Yaptığımız şeyler nelerdir, neler olmalıdır ve bütün bunların anlamı nedir? Açıkçası, bilmiyorum. Bu konuda oturup bir şeyler yazsam sizleri ikna edebilir miyim? Sanmıyorum. Zira muhtemelen dilin en yüzeysel işlevlerinin bir katman olsun altına inebilen ilk insan dahi bu konuda konuşmuş, imkânı olduğunda da yazmıştır. Binlerce senenin sonunda hâlâ bunları konuşuyorsak, bizi tamamen ikna edebilenin çıkmadığı anlamına gelir bu. Fakat yine de bir hususta, umuyorum ki, hepimiz aynı noktada buluşabiliriz: Nasıl tanımlıyorsak tanımlayalım, hepimiz hayatımızın bir şekilde “güzel” olmasını isteriz. Güzel bir hayat yaşayalım, güzel şeyler yapalım ve güzel bir şekilde hayatımızı tamamlayalım… Hikâyenin -herkes için geçerli olan- ana fikri bu. Dolayısıyla hayat güzel bir şeylerin arayışıdır, diyebiliriz.

Gel gelelim; insanın, serin bir yaz akşamının aslında ne kadar güzel olduğunun bir kez dahi farkına varmadan yaşayıp ölmesi de mümkündür. Çoğunlukla kimse de şaşırmaz buna. Çünkü bu durum yalnızca derin bir buhran içindeki insanların başına gelmez bizim buralarda. Sağdaki yeşil gölü, soldaki tepeyi, ilerideki koruluğu hiç görmeden, güzelliğini hiç takdir etmeden yolun sonuna “bi’ sağ salim” varmak isteyenlerin ülkesidir burası. Burada biz yalnızca trafiğe kalmadan evde olmak, akşam çökmeden köye varmak isteriz. Asgari ücret alır, yarısını elden verir; patronun elini öperiz. On sene makarnaya talim eder elli senelik ev alır hâlimize şükrederiz. Evde erkek olsun, çocuklara baba olsun diye bir ömür sevmediğimiz bir adamla yaşar, beyimdir en iyisini bilir deriz. Soğan yerim, ekmek yerim yeter ki büyüğümüz başımızda dursun isteriz. Öyle durup ince şeyleri anlamaya vaktimiz olmaz pek, yaşar gideriz. Kısacası şöyle bir baktığımızda, toplumun tam orta noktası güzelliğin peşinde koşamayacak kadar temkinli, buhranlı ve sıkıntılıdır. Bizde daha da kötüsü olmasın kaygısıyla elindekini “muhafaza” etmek esastır. Güzel günleri hayal etmek bile, genelde köklü değişimler içerdiğinden, bizler için korkulu rüya görmekten farksızdır. Eh, korkulu rüya görme ihtimaline istinaden, uyumayız o hâlde! Tabii bir de, güzel şeyler talep etmeye yarayan uzuvlarımız kullanmaya kullanmaya körelmiş durumdadır.

Çünkü yıllar var ki nobran adamlar, çatık kaşlı adamlar gelmiş bizi korkutmuştur. Evin var otur, işin var çalış demişlerdir. Biz olmasak siz bu günleri mumla arardınız, demişlerdir. Oturunca kaos, kalkınca kriz demişlerdir. Savaş, yokluk, işsizlik, ideoloji, din, kimlik, enflasyon, borsada düşen-yükselen endeksler, jeopolitik tehditler, devletimizin âli menfaatleri ve gayrisafi yurt içi hâsıla… demişlerdir. Üstüne bütün bunlara siyaset falan demişlerdir, bizi yönetmeye talip olmuşlardır da; bir kez olsun hatırımızı sorup, oturup da tatlı tatlı iki kelam etmemişlerdir bizimle bu adamlar. Bizim ufacık hayatlarımızla ilgilenmemişlerdir. “Kardeşim ben güzel bir hayat yaşamak istiyorum!” diyememişizdir tabii biz de, bu kadar “kocaman” ve “hayatî” meseleler arasında canımızı unutup gitmişizdir. Hatta sonunda, güzel bir hayat yaşamayı hak etmediğimize, buna gerek olmadığına bile inanmışızdır. Umutsuzluk, karamsarlık, çıkmaz sokaklar… İçerisinde bulunduğumuz “ahval ve şerait” budur.

Halbuki, değiştirilmesi gereken ilk şey de budur. Bu topraklarda herkesi güzel bir hayatın olabileceğine, bunu başarabileceğimize ikna etmemiz lazımdır. Önce kendimize, sonra herkese bu umudu aşılamadan yapılacak her şey faydasız, söylenecek her söz boşunadır. Bugün güzel bir hayatı kendimize hak görmek, hayatımızı güzelleştirmeye çalışmak ve ayağa kalkıp ilgili herkesten hepimiz için güzel bir hayat talep etmek en onurlu, en insanca duruştur. Her şeyden önce -ve geri kalan her şey için- doğru ilikleyeceğimiz ilk düğme işte tam da burasıdır.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir